Atatürk www.turkishvision.com
Home | Kontakt | Anmelden EnglishEnglish | TürkçeTürkçe | DeutschDeutsch
Home
Schreiben Sie Ihre Meinung hier >>>
Blogs
Aktuell
Anmelden
Registrierung
Passwort anfordern
Seite empfehlen
Kontakt
Email
Über uns
Suche
Friday, 23. February 2018
Aktuell

04.10.2007 1085
Dünyanın bakışı değişti: Türkiye küresel güç oluyor

ABD'nin saygın düşünce kuruluşlarından East West Institute, yayınladığı son raporunda, Türkiye'nin küresel bir aktör olma yolunda emin adımlarla ilerlediğini belirtilerek, son yıllarda uygulanan dış ilşkiler politikasıyla, artık bölgesel bir güç olmaktaktan daha çok küresel bir güç olma yolunda olduğu vurgulandı.

-"KÜRESEL AKTÖR"-

East West Institute tarafından yayınlanan son Türkiye raporunda, Türkiye'nin bulunduğu coğrafi bölgede, Avrupa ile Asya arasında bir köprü oluşturduğu belirtildi, bu önemli coğrafi bölge unsurunun dışında ayrıca Akdeniz, Güney Doğu Avrupa, Karedeniz, Kafkaslar ve Ortadoğu gibi birçok ara coğrafi unsurlar da eklenildiğinde, NATO üyesi olan Türkiye'yi coğrafi kaderi nedeniyle İran'a da komşu olması ve bütün komşuları ile ilişkilerini sürdürebilmesinin önemle öne çıktığı vurgulandı. Türkiye Cumhuriyetinin, iki tarafı idare eden politikalarına önceleri karşı çıkılsa da artık bu tür politik yaklaşımın takdir edildiği belirtilen raporda "Türkiye, dengeli ve güçlü bir bölgesel lider ülke durumunda, küresel bir aktör olmanın da eşiğinde ' dedildi.

-"İTTİFAKLAR"-

Türkiye'nin gelişen gücünde anahtarın, Türkiye'nin izlemiş olduğu politikalar sonucunda, ulusal çıkarlarını takip edebilmek için gerçekleştirdiği bir dizi çeşitli uluslararası ittifaklar gösterildi. Türkiye'nin, ulusal çıkarları doğrultusunda hem ABD, İsrail ve Avrupa ile güçlü bağlantıları olduğu, diğer taraftan Orta Doğu'da ise komşuları İran ve Suriye diplomatik ilişkilerini derinleştirdiği belirtildi.

-BABACAN'IN GÖRÜŞÜ-

Raporda, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Egemen Bağış'ın "AK Parti hükümeti, Kıbrıs'tan Suriye'ye, Rusya'dan Yunanistan'a diplomatik ilişki ve diyaloglarını arttırarak, uluslararası ilişkilerinde güçlü bir gelişme sağlamıştır" sözlerine de yer verildi. Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan'ın "Gün geçtikçe, Türkiye bölgesel bir güç, küresel bir aktör olma yolunda ilerliyor" sözleri de raporda yer aldı.

-ASKERİ GÜÇ-

1990 yılından beri, Türkiye'nin Kültürel ve etnik bağlantıları nedeniyle Türk iş dünyasının, Kafkaslar, Orta Asya ve Güney Doğu Avrupa ile iş hacminin yapılan antlaşmalarla derinleştirildiği, ayrıca Türkmenistan ve Azerbaycan ile olan ikili ilişkilerinde aynı dil aynı kültürden gelme özelliğinin öne çıktığı belirtildi. Türkiye'nin askeri gücünde yurtta olduğu kadar dünyada da önemli bir güç olduğunu vurgulanarak "Türk askeri, BM Barışı koruma kapsamında, Kore, Irak, Afganistan, Bosna, Kosova, Lübnan gibi ülkelerde görev yaparak önemli roller üstlenmiştir. Türk ordusu, Avrupa'nım en büyük, dünyanın da 8. Büyük ordusudur" denildi.

-DİN VE LAİKLİK ARASINDA DENGE-

Türkiye'nin geçtiğimiz yıllarda Arap ülkeleri ile ilişkilerini geliştirip yakınlaştığının altı çizilerek, "Türkiye'de din kimliği Laik düzen arasında bir denge kurulmuştur" denildi.

-ÖNEMLİ İSİMLER YÖNETİMİNDE-

Özellikle, Berlin duvarının yıkılmasında oynadığı kilit rol ile adından söz ettiren, East West Institute, George Russell tarafından kurulmuş, yönetim kurulunda ise saygın isimlere yer vermesi ile tanınmıştı. Eski ABD Başkanı George Bush, Finlandiya Eski Başkanı, Martti Ahtisaari, Ross Perot, Condoleeza Rice ve Dick Cheney gibi güçlü isimlerin de yönetiminde yer aldığı kuruluş, özellikle Avrasya konusunda uzman bir düşünce kuruluşu olarak kabul ediliyor.

-GÖRÜŞLER-

Raporda görüşlerine yer verilen, bir süredir İKÖ Gençlik Teşkilatı'nın ABD ve BM temsilciliği görevini, Hillary Clinton Seçim Kampanyası, Dış İlişkiler ve Finans komite üyeliği ile birlikte yürüten Mehmet Çelebi, East West Instıtute'ün Türkiye ile ilgili yayınlamış olduğu son raporu değerlendirdi.

Çelebi, "Bu rapor çok önemli, raporda Türkiye'nin bölgesel bir güç olmaktan çıkıp dünyanın kabul ettiği küresel bir güç olma yolunda kat ettiği mesafe ve gelmiş olduğu yer vurgulanıyor. Bu rapor ABD'deki saygın ve tarafsız kurumların, AK Partinin son 5 yıllık icraatlarında izlemiş olduğu dış politikaların kabul görmesidir" dedi.

Çelebi şöyle konuştu: "Dünyanın Türkiye'ye bakış açısı değişmiştir. Artık saygın kurumlarda Türkiye'nin en üst düzeyde tartışıldığını görüyoruz. Umudumuz, son 5 yılda yapılan kararlı bir dış politika ile Türkiye'nin dünyada layık olduğu yere gelebilmesidir. Osmanlının güçlü olduğu dönemlerdeki gibi, artık Türkiye Cumhuriyeti güçlü oldukça, bu gücü komşuları ve tüm dünya ile paylaşıp onlara da fayda getirecektir. Reformlara ara verilmeden devam edilmelidir. Eski başkan Clinton'ın geçtiğimiz günlerde yapmış olduğu konuşmada, gelecekte Türkiye'nin ABD için en önemli ülke konumuna geleceğini vurgulamış, nedenini de, İsrail ve İran'la aynı anda diyalog kurabilen tek ülke' diye açıklamıştı".

Çelebi, bir zamanlar Hamas liderlerini Ankara'da Kabul etti diye eleştirilen Türkiye'nin şimdilerde eleştiren ülkeler tarafından , Hamas ile görüşmek icin araclık teklif ettiklerini belirterek "Bu rapor Türkiye'nin dünyadaki gerçek rolünü ortaya koymuştur" dedi.

ANKA

Kaynak: www.zaman.com.tr ... »

04.10.2007 1084
20 yılda 25 milyon kadın meme kanseri olacak

20 yıl içinde 25 milyon kadın meme kanserine yakalanacak. Ancak meme kanseri erken teşhisle yüzde 99 oranında tedavi edilebilen bir kanser türü. İKGV ve Meme Vakfı’nın yürüttüğü proje, bu gerçeğe dikkat çekmeyi ve farkındalık yaratmayı amaçlıyor.

İSTANBUL - İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı (İKGV) ile Türkiye Meme Vakfı (Meva)’nın Mayıs 2007’de başlattığı ve toplum bilincini artırmayı hedefleyen, ‘Türkiye’de Meme Kanseri Tarama Hizmetlerine Talebin Artırılması’ projesinin eğitim ayağı tamamlandı. Meme kanserinin akciğer kanserinden sonra kadınlarda ikinci ölüm sebebi olduğunu söyleyen Meva Başkanı Dr. Can Gürbüz, “20 yılda 25 milyon kadın meme kanserine yakalanacak; bunun yüzde 70’i Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde olacak. Ancak bu hastalık erken teşhisle yüzde 99 oranında tedavi edilebilen nadir türlerden biri” diyerek görülme oranındaki hızlı artışa rağmen erken teşhis ve doğru tedavi ile meme kanserinden ölümlerin giderek azaldığını söyledi.

Tüm meme kanserlerinin yüzde 99’u kadınlarda, yüzde 1’i erkeklerde görülüyor ve dünyada her yıl 8 kadından, Türkiye de ise 10 kadından biri meme kanserine yakalanıyor. ‘Meme kanserinde erken teşhis neden önemli?’ sorusuna Meva Başkanı Dr. Can Gürbüz şöyle yanıt veriyor: “Erken teşhisin önemi konusunda fazla lafa gerek yok, bilinmesi gereken en önemli nokta; kadın kanserleri içinde yüzde 99 oranında tedavi edilebilen tek hastalık, erken dönem meme kanseridir. Erken evrede yakalanan meme kanseri aynı zamanda tüm kanserler içinde de bu oranda başarıyla tedavi edilebilen nadir bir türdür.”

MEME KANSERİ HER KADININ BAŞINA GELEBİLİR

Avrupa Birliği’nin ‘Üreme Sağlığı Projesi’ kapsamında ve Sağlık Bakanlığı’nın desteği ile yürütülen ‘Türkiye’de Meme Kanseri Tarama Hizmetlerine Talebin Artırılması’ projesinin en önemli amacı da meme kanserinde erken teşhisin hayat kurtardığı gerçeğine dikkat çekmek ve bu konuda farkındalık yaratmak. Proje Koordinatörü Tuba Dündar, 6 ilde yerel sivil toplum kuruluşları temsilcilerine eğitim verdiklerini söylüyor: “Kuruluşların temsilcileri de bu bilgiyi kendi saha çalışmalarına taşıdılar. Eğitimlerde meme kanserinin her kadının başına gelebileceği ve erken teşhisin önemi üzerinde durduk. Sağlık bakanlığının meme kanseri tarama merkezlerini kullanmaları konusunda eğitim verdik.”

TEHLİKENİN FARKINDA OLUN, GÖZLERİNİZİ AÇIN!

Proje süresince 150 sivil toplum temsilcisi ile 2000 kadına eğitim verip danışmanlık yaptıklarını vurgulayan Dündar, eğitim sürecinin, ‘Gözlerinizi Açın’ sloganıyla hazırlanan kısa filmlerle devam ettiğini belirtiyor: “Diyarbakır, Trabzon, Adana, Antalya, Gaziantep ve İstanbul’da projenin eğitim ayağı tamamlandı, sırada eğitici filmler bölümü var. Konuyla ilgili olarak çektiğimiz 10 kısa filmi de yerel ve ulusal televizyonlarda göstermek istiyoruz. Bu filmlerde; ‘Tehlikenin farkında olun, lütfen meme kanseri gerçeğine gözlerinizi kapamayın, gözlerinizi açın’ mesajı veriyoruz.”

YAŞAM TARZI İYİLEŞTİKÇE MEME KANSERİ ARTIYOR

Dr. Can Gürbüz, meme kanserindeki hızlı artışı sosyo-ekonomik gelişmişliğe ve yaşam tarzına bağlıyor: “Hastalık daha çok Türkiye gibi gelişmekte olan ya da gelişmiş ülkelerde artıyor; daha da artacak... Bunun en önemli nedeni ise yaşam tarzlarının iyileşmesi. Sosyoekonomik yapı iyileştikçe meme kanserine yakalanma oranı artıyor. Ama sevindirici bir nokta var ki o da erken teşhis ve tedavi sayesinde meme kanserindeki ölüm oranı giderek düşüyor.” Dr. Gürbüz, meme kanserinin erken evrede yakalanabilmesi için uyulması gereken tarama programını şöyle özetliyor:

“Kadınlar 20-35 yaşları arasında her ay kendilerini muayene etsinler, üç yılda bir de doktora gitsinler. 35 yaşında bir kez baz mamografi çektirsinler ve her sene doktora gitsinler. 40 yaşından sonra ise her sene mamografi çektirsinler, her sene doktora gitsinler ve tabii ki her ay kendilerini muayene etmeye devam etsinler.”

Kaynak: www.ntvmsnbc.com ... »

04.10.2007 1083
"Türkiye Müslüman dünyası için referans"

AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, ''Türkiye'nin demokrasi açısından Ortadoğu bölgesi ile Fas'tan Malezya'ya kadar Müslüman dünyası için referans teşkil ettiğini'' söyledi.

Paris Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde konuşan Rehn,"Türkiye'nin stratejik konumu kıtamızın istikrarı ve güvenliğini doğrudan ilgilendiriyor" dedi.

"Türkiye'nin AB sürecinin, kıtanın ikinci büyük dini olan İslam'ın Avrupa ve değerleriyle örtüştüğünü gösterdiğini" ifade eden Rehn, "Türkiye ve Balkan ülkelerinin tam üyelik sürecinin, bu ülkelerin demokrasi ve ekonomi alanlarındaki gelişmelerine de büyük katkı sağladığını" vurguladı.

Türkiye'nin önemli enerji hatlarının kesiştiği bir bölgede bulunduğunu hatırlatan Rehn, Türkiye'nin güçlü kalkınma düzeyine dikkat çekti ve Fransız firmalarının Türkiye'de ikinci büyük yabancı yatırımcı olduklarına işaret etti.

Türkiye'deki demokratların AB'nin desteğine güvendiğini kaydeden Rehn, üyelik perspektifinin kaybolmasının, radikal uçların güçlenmesine yol açacağını ve bu durumdan en fazla bölge istikrarının zarar göreceğini ifade etti.

Kaynak: www.cnnturk.com ... »

03.10.2007 1082
İthalata endeksli üretim

İhracatta psikolojik sınır olarak görülen yıllık 100 milyar doların aşılması bayram havasında kutlanırken, üretimin neredeyse tamamen ithal girdiye bağımlı hale gelmesi nedeniyle bu tutardaki bir ihracat için yılda yaklaşık 116 milyar dolar hammadde ithalatı gerçekleştirildiği belirlendi.

Mevcut yapıda ihracatın artması, ithalat ve dış ticaret açığının daha hızlı büyümesi sonucunu doğruyor. Bir yılda yapılan 100 milyar dolarlık ihracatla sadece ara malı ithalatının 10.5 aylık tutarı karşılanabilirken, bu tutar, toplamda ise 8 aylık ithalata bile yetmiyor.

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Eylül sonu itibariyle ihracat verilerini açıklarken, ithalat hacmi ise henüz Ağustos sonu itibariyle biliniyor. ANKA'nın Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) verilerine dayanarak yaptığı hesaplamaya göre Ağustos sonu itibariyle son bir yıllık dönemde toplam ihracat 98 milyar 864 milyon dolar olurken, ithalat 156 milyar 886 milyon dolara ulaştı. Bir yıllık dönemde Türkiye, 58 milyar 22 milyon dolar dış ticaret açığı verdi.

Son bir yıldaki ithalatın 114 milyar 448 milyon dolarlık bölümünü hammadde (ara malları) oluşturdu. Buna göre yıllık ihracatla; yıllık ara malı ithalatının yüzde 86.4'ü, toplam ithalatın ise sadece yüzde 63'ü karşılanabildi.

Son bir yıldaki ihracat ve ara malı ithalatının aylık ortalama tutarları baz alındığında, bir yıl boyunca gerçekleştirilen toplam ihracatın, hammadde ithalatının ancak 10.5 aylık tutarını karşılayabildiği hesaplandı. Ağustos sonu itibariyle son bir yıldaki 98.9 milyar dolarlık ihracat, 114.4 milyar dolarlık bir ara malı ithalatına yol açarken, yıllık 100 milyar dolarlık ihracatın ise 115.8 milyar dolarlık ithal ara malı gerektirdiği belirlendi. Bir yıldaki toplam ihracat, toplam ithalatın ise 8 aylık tutarına bile yetmedi.

İHRACAT İTHALATI BÜYÜTÜYOR

İthalat faturasının büyük bölümünü ara malları (hammadde) oluştururken, yatırım malları ile yurttaşların ithal tüketiminin çok daha düşük tutarlarda olduğu dikkati çekti. Ağustos sonu itibariyle son bir yılda ithal hammaddeye ödenen döviz, Türkiye'nin toplam ithalat faturasının yüzde 72.9'une denk geldi. Aynı dönemde ithalatın 24 milyar 654 milyon dolarla yüzde 15.7'lik bir bölümünü yatırım (sermaye) malları, yüzde 10.6 oranındaki 16 milyar 568 milyon dolarlık bir bölümü ise tüketim maddeleri oluşturdu.

Buna göre ithalatın büyük bölümü, hammadde için; diğer bir deyişle üretim ve ihracat için yapılıyor. Türk sanayicinin ihraç edeceği ürünlerde kullanacağı ara malını tamamen ithalatla karşılaması, ihracatın ithalatı ve buna bağlı olarak dış ticaret açığını büyüten bir mekanizma şeklinde işlemesine yol açıyor.

DÜŞÜK KUR BAĞIMLILIĞI ARTIRDI

Gelinen aşamada hammadde ithalatının ancak yüzde 86'sını karşılayabilen toplam ihracat, 2001 yılında bunun yüzde 103.4'ü düzeyinde bulunuyordu. Aşırı boyutlardaki hammadde ithalatı yerli ara malı üreticilerinin iş hacmini daraltarak, başka ülkelerin üretim ve istihdam artışına katkı yapıyor. İthal edilen hammaddenin önemli bir bölümü de iç tüketime yönelik üretimde kullanılıyor. Tüketim malı ihracatının hammadde ithalatına oranının da yüzde 50'lerden yüzde 36'ya indiği görülüyor. Türk ihracatçısının giderek daha fazla hammadde ithal ederek, bunun bir bölümünü ihracata, bir kısmını da iç tüketime yönelik üretimde kullanması, Türkiye'nin dış ticaret açığı ve buna bağlı olarak cari işlemler açığının sürekli büyümesinde etkili oluyor.

Dış ticaretin yapısı (Milyon $)

2001 2006 2007(*)
İHRACAT 31.334.2 85.528.4 98.863.6
.Yatırım malları 2.658.2 9.423.1 12.140.6
.Hammadde 13.368.6 37.787.1 45.180.9
.Tüketim malları 15.261.5 37.785.6 41.184.4
.Diğerleri 45.8 532.6 357.7
İTHALAT 41.399.0 139.480.0 156.885.9
.Yatırım malları 6.940.0 23.316.0 24.654.4
.Hammadde 30.301.0 99.555.0 114.447.8
.Tüketim malları 3.813.0 16.102.0 16.568.1
.Diğerleri 344.0 508.0 1.215.7
Tük.m. İhrc./Hammadde ith.(%) 50.4 38.0 36.0
Toplam ihrc./Hammadde ith.(%) 103.4 85.9 86.4
Hammadde ith./Topl.ithl.(%) 73.2 71.4 72.9
Tüketim m.ith./Topl.ithl.(%) 9.2 11.5 10.6
İhracat/İthalat(%) 75.7 61.3 63.0

(*) Ağustos sonu itibariyle yıllık.(TİM verilerine göre Eylül sonu itibariyle yıllık ihracat 100 milyar 184 milyon dolar)

(ANKA)

Kaynak: www.sabah.com.tr ... »

03.10.2007 1081
Sigarayı bir ayda bırakma formülü

Sigara 300 farklı hastalığa sebep oluyor. Eğer sigara sizin de hayatınızın bir parçası ise önce bırakmaya karar verin, sonra da lazer terapi yöntemini deneyin. 40 yıllık tiryakiler, sigara bırakma hikâyelerini anlatıyor.

Bu yıl her gün bir uçak düştü, içindeki 300 kişi de maalesef kurtarılamadı. Aynı zamanda 365 gün boyunca uçurumdan yuvarlanan 6 otobüsten de kimse sağ çıkmadı. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi İstanbul’a düşen atom bombası da birçok kişinin ölmesine sebep oldu. Her gün düşen bir uçak, uçuruma yuvarlanan 6 otobüs ve atom bombası yılda 100 bin kişinin hayatına mal oldu velhasıl. Bu rakamlar sizi şaşırtmasın. Doğruluk payı elbette var. Araştırmayı yapan Kanserle Savaş Dairesi Başkanlığı. Yalnız bir ayrıntı var; vefat sebebi kaza değil, sigara. Hani parkta, bahçede, iş yerinde, evde yani hayatın her alanında kendine yer bulan o anlamsız duman!

TORUNUM İÇİN ‘BIRAKACAĞIM’ DEDİM

Her gün bu kadar ölüm gerçekleşse tüm medya ayaklanır, hükümet göreve çağrılır ya da istifası beklenir. Vefatların ardından ailelerinin yaşadığı dramlar gözler önüne serilir. Ama boğaz, yemek borusu, mide, böbrek, mesane, ağız, ses telleri, akciğer, kan, pankreas ve rahim ağzı kanserlerinden, kalp hastalıklarından sorumlu sigaranın zararları yeterince gündeme getirilmiyor. O, 65 yaş öncesinde yaşanan tüm kalp damarı tıkanıklığı ölümlerinin yarısından sorumlu. Akciğer kanserinden vefat edenlerin yüzde 90’ının ölüm sebebi de yine aynı illet. İçilen her sigara insan ömründen 5 dakika alıyor. Erken yaşta sigaraya başlayanların ömrü 20-25 yıl kısalıyor. Vücuttaki tüm mekanizmayı alt üst eden bu kötü alışkanlık terk edildiğinde kalp krizi ve kanser riski bir yılda yüzde 50 oranında azalıyor. Kendini bildi bileli sigara içen, onu hayatının ‘vazgeçilmez’ bir parçası haline getirenler artık kısa sürede sigarayı bırakabiliyor. Kimi kendi iradesiyle kimi de dışarıdan destek alarak…

Bilgin Kurallı (57) Çanakkale Seramik Fabrikası’nın Bölge Müdürlüğü’nden emekli. İstanbul’da yaşıyor. 24 yaşında başlar sigaraya. Günde bir paket tüketir. Yöneticiliğin ağır yükü altında çalışırken sigaraya yüklendikçe yüklenir. Görevi icabı sık sık şehir dışına bayi ziyaretlerine gider. Geceleri yalnız başına kilometrelerce yol alırken ‘vazgeçilmez arkadaş’ı yine sigara olur. Yıllarca profesyonel futbol oynamış, 24’üncü kattaki dairesine asansör kullanmadan çıkan Bilgin Bey, yıllar boyu aralıksız tükettiği sigaranın da etkisiyle bir süre sonra nefes alamamaya, iki kat merdiveni dahi çıkamamaya başlar. Yaşıtlarına göre kendini daha sağlıksız ve güçsüz hisseder.

Bırakmak isteyip de bırakamadığı sigara konusunda 6 yaşındaki torununun tavrı onu ciddi bir arayışa iter. “Sigara içilmez, öldürür diyerek yanıma gelmiyordu. Kötü kokuyorsun diyordu bana. Torunumu kazanmak için ‘bırakacağım’ dedim.” Bilgin Bey, 6 aydır sigara kullanmıyor. Ona göre her şey beyinde bitiyor, insanın önce sigaradan kurtulmayı istemesi gerekiyor. Sigara isteğinin ancak sporla bastırılabileceğine inanıyor. Bundan dolayı kendine bir pinpon odası yapmış. Spor hem stresini azaltıyor hem de sigara nöbetlerini kolayca atlatmasını sağlıyor.

Sait Çelik (57) meteoroloji mühendisi. Türkiye’ye dört demir çelik tesisi kurmuş başarılı bir işadamı. Sigarayla tanışıklığı 9 yaşında başlar. İki abisi babasından gizli sigara içer. Ağabeyler suçlarına ortak etmek için küçük kardeşlerine de içirirler. İlkokuldan sonra yatılı okula gönderilir. “Biraz haylazlıktan biraz da özentiden başladık sigaraya.” diyen Çelik, 11 yaşındayken paket taşımaya başlar. İlerleyen yıllarda günde bir paket sigara tüketir. İş hayatının stresiyle bu sayı ikiye, bazen de üçe çıkar. Her yıl yaptırdığı check-up’larda herhangi bir sıkıntı çıkmayınca sigara içmeye devam eder. Ta 2001 yılında İzmir’de ciddi bir nefes darlığı yaşayana kadar… Apar topar hastaneye kaldırılır. Üç gün müşahede altında tutulur, kendisine ilaç tedavisi uygulanır. Yaşadığı bu kısa süreli tecrübe onu bir karar aşamasına getirir: “Ya bu sigara beni bırakacak, ya da ben onu bırakacağım.”

SİGARA BİR PARÇAM GİBİYDİ

Hastaneden çıktıktan sonra 1,5 ay boyunca günde 3-4 sigarayla idare eder. Fakat ‘az sigaralı’ günler ne yazık ki kısa sürer. İlerleyen yaşına orantılı olarak nefes darlığı, uzun yol yürüyememe, merdiven çıkmakta zorlanma gibi problemler yaşar. “Sigara bir parçam gibiydi. Sürekli elimdeydi. O kadar bütünleşmiştik ki… Sıkıntılı günlerimde bakardım, bir tane masama yakıp koymuşum biri de elimde.” diyen Sait Çelik, sigarayı bırakmak için nikotin bandını da dener sakızı da. Ama başarılı olamaz. Bu arayışlar sürerken Anne Penman isimli bir merkezden haberdar olur. Sigara bırakma programına başvurur ve 48 yıllık “eski dostu” ile yollarını ayırır. 8,5 aydır ‘ayrılamam’ dediği sigarayla tüm münasebetini bedenen de ruhen de kesmiş durumda. Halinden memnun. Kendini çok sağlıklı ve rahat hissediyor artık. Sigara içmek istediğinde merkezdeki uzmanların talimatlarına uygun olarak yürüyüş yapıyor, bilgisayarda oyun oynuyor ya da burnunun üst kemiğine 3 dakika kadar masaj yapıyor.

ASLINDA SİGARA HİÇBİR ŞEYMİŞ!

Tijen Çakmakçı (42) 22 yıldır sigara içen bir tiryaki. Uzun yıllar halkla ilişkiler sektöründe çalışmış, bir çocuk annesi. 10 aydır sigara kullanmayan Tijen Hanım da bu alışkanlığı bırakmayı çok istemiş. Bu konuda yardım alabileceği doğru merkezi araştırmış uzunca bir süre. Kendisini bu konuda 13 yaşındaki oğlu teşvik etmiş. Sigara kullanmasını istemediğinden sürekli annesini uyarıyor, kendisini öpmek istediğinde de yanağını kaçırıyormuş. 11 yıl profesyonel basketbol oynayan Tijen Hanım, son dönemlerde vücut enerjisinin azaldığını, düzenli nefes alamadığını hissederek sigarayı bırakmaya karar verir. Çeşitli yöntemlere başvurur ama başarılı olamaz. “Bırakma denemelerimde hep başarısız oldum, destek alma ihtiyacı hissettim.” diyen Tijen Hanım, sigaralı ve sigarasız hayat arasındaki farkı şöyle anlatıyor: “Sigara el alışkanlığıymış. Vücudumdan çok elim arıyordu çünkü. Sigaranın bir hiç olduğunu ancak bıraktıktan sonra anladım. Sinirlendiğinizde sizi sakinleştirdiğini, yalnız kaldığınızda da arkadaşlık yaptığını düşünüyorsunuz ama öyle bir şey yok! Mesela oğlumu okula gönderdikten sonra bir kahve yapıp yanında muhakkak sigara içerdim. Eğer sigarayı bırakırsam bir daha çay-kahve içemem sanıyordum ama öyle olmadı.”

Tijen Hanım sigaranın bırakılması güç bir alışkanlık olduğunu kabul ediyor. Kendisi de lazer tedavi yöntemiyle terk ediyor bu alışkanlığını zaten. “Oğlum benim dumanımla büyüdü. Bu konuda hep vicdan azabı duydum. Lazer terapi alıp eve gittiğimde ‘Oğlum senin için sigarayı bıraktım’ dedim. ‘Çok sevindim annecim, seninle gurur duyuyorum’ diyerek boynuma atladı. O an gözlerindeki ışığı, umudu, mutluluğu hayatım boyunca unutamam.” Arada sigara içmek istediğinde hep oğlunun gözlerini hatırlar ve eli sigara paketine uzanmaktan vazgeçer. Tijen Hanım’ın 56 yıldır aralıksız sigara tüketen babası da aynı yöntemle sigarayı bırakır. Peki bu yöntem nedir?

ANNE PENMAN’DA NELER OLUYOR?

Anne Penman, sigara bırakma, forma girme ve antistres alanlarında 14 yıldır dünyanın birçok ülkesinde hizmet veriyor. İstanbul ve İzmir’de şubeleri var. Bilgin Kurallı, Sait Çelik ve Tijen Çakmakçı merkezde uygulanan lazer yöntemi sayesinde sigarayı bıraktı. Şimdiye kadar 300’den fazla tiryakinin sigarayla yollarını ayırmasına vesile olan Anne Penman’ın hikâyesi oldukça ilginç. Bundan yirmi yıl önce günde 3 paket sigara tüketen Anne Penman İngiltere’de yaşamaktadır. En az kendisi kadar sigara kullanan eşi ciddi bir bypass ameliyatı geçirir. ‘Ya hayatın ya da sigaran’ denir. Fakat o, sigarayı seçer. Haliyle kalp rahatsızlıkları daha da artar. Bir arayış içine girerler ve lazer yöntemi sayesinde sigarayı bırakırlar. Anne Penman, sigarayı bırakma aşamasında bir dizi sorun yaşar. Kendi yaşadıklarından yola çıkarak sigarayı bırakamayanlar üzerinde sıklıkla uygulanan bu yöntemi ‘kendince’ revize eder. Lazer terapisinin yanına psikolojik danışmanlık, takip motivasyon ve beslenme koçluğunu ekler.

Amacı sigarayla beyindeki aktiviteler arasında kurulan ilişkiyi koparmaktır. Beyne ya da vücuda dışarıdan gelen uyarılar limbik sistem tarafından algılanıyor, herhangi bir şeye karşı aşırı istek burada ortaya çıkıyor. Beyin de bu istediğin gerçekleşmesi için talimat veriyor. Vücut aktiviteyi gerçekleştirip beyine ‘istenilen aktivite yapıldı’ haberini gönderince vücutta gevşeme, mutluluk, rahatlama hissediliyor. Çünkü endorfin, serotoni gibi mutluluk veren kimyasallar salgılanıyor. Sigarayla bu mekanizmanın bağlantısına gelince… Sigaranın ana maddesi nikotin. Bu, sigara içicilerine sahte haz duygusunu yaşatıyor. Hatta kişi zamanla buna bağımlı oluyor. Böylece beynin söz konusu işlevi iptal oluyor, artık endorfin, seretoni seviyesini ayarlayamıyor. Bu görevi tamamen nikotin üstleniyor.

Sigarayı bırakmaya çalışanlar sinirlilik, gerginlik, huzursuzluk gibi ‘mahrumiyet semptomları’ olarak tanımlanan psikolojik rahatsızlıklar yaşıyor. İlk üç gün çok ağır hissedilen bu semptomları atlatamayanlar tekrar sigara içmeye başlıyor. Lazer ışığı el, kol ve bacaklardaki enerji noktalarına veriliyor. Sinir merkezleri uyarılıyor. Böylece uzun zamandan sonra ilk kez beyindeki endorfin seviyesinde dengelenme oluyor, nikotinle iptal edilen işlev harekete geçiyor. Böylece tiryakiler sigara içme arzusu duymuyorlar artık. İlk 72 saatte iki zorunlu terapi yapılıyor. İlk terapi bir saat ikincisi de 45 dakika sürüyor. İkinci terapinin 72 saat sonra yapılmasının sebebini Anne Penman’da çalışan Psikolog Duygu Güven şöyle açıklıyor: “Sigara bırakanlarda en kritik zaman dilimi 72 saat. Çünkü yoksunluk semptomlarının en ağır hissedildiği evre bu. Onun için lazer mecburi.”

SİGARA İÇME İSTEĞİ 3 DAKİKALIK BİR DÜRTÜ

Anne Penman’ın en önemli işlevinin psikolojik destek olduğunu vurgulayan Güven’e göre sigara psikolojik ya da fizyolojik bir bağımlılık değil, ‘genel’ bir bağımlılık. Lazer terapi kişiye fizikî yönden yardımcı olup sigara içme isteğini azaltıyor. Uzmanlar fizyolojik bağımlılığı atlatmak için 3 haftanın yeterli olduğu görüşünde. Lakin psikolojik bağımlılığı atlatmak o kadar da kolay değil. Çünkü 45 yıldır sigara içenler geliyor merkeze. Yemeklerden sonra, çay-kahvenin yanında 45-50 yıldır sigara tüketen bu insanların en yakın dostu, hatta vazgeçilmezi olmuş bu alışkanlık. Dolayısıyla sigaradan bir anda vazgeçmeleri mümkün değil. Anne Penman’a gelenler ‘hasta’ olarak nitelendirilmiyor. Onlara ‘danışan’ deniliyor. Kendisine hayatında sigaranın ne anlam ifade ettiği, hangi durum ve zamanlarda kullandığı, neden bırakmak istediği soruluyor. Ardından ‘kişiye özel terapi’ başlıyor. Amaç psikolojik bağımlılığı ortadan kaldırmak, kişinin karşılaşacağı zorluklarla baş etmesini sağlamak, maruz kalabileceği tuzaklara karşı onu bilgilendirmek. Eğer tiryaki, çocukları, torunu ya da eşi için sigarayı bırakmak istiyorsa bu bilgi terapilerde kullanılıyor. Böylece daha kısa sürede psikolojik bağımlılık atlatılıyor.

Herkese farklı terapi yöntemleri uygulansa da yemeklerden sonra yürüyüş, bolca su tüketmek, nefes egzersizleri öneriliyor. Duygu Hanım, sigara içme isteğinin sadece 3 dakikalık bir dürtü olduğunu, bu isteği erteleme metotlarını müşterilerine öğrettiklerini söylüyor. Eğer danışan sigara içme isteğini erteleyemiyor, kendini kötü hissediyorsa merkezdeki psikologunu 24 saat arayabiliyor. Zaten tüm müşteriler 6 ay gözlem altında tutuluyor. Danışan aramasa bile sorumlu psikolog ilk hafta her gün, ikinci hafta gün aşırı ve ilk aydan sonra haftada bir kez arıyor ve her şeyin yolunda gidip gitmediğini öğreniyor. İki seanslık lazer yöntemi yeterli gelse de sigarayı bıraktıktan bir yıl sonra “Tekrar sigara içme isteği duyuyorum” diyenlere iki kez daha ücretsiz lazer terapisi uygulanıyor.

SİGARAYI BIRAKANLAR KİLO ALMIYOR

Sigarayı bıraktıktan sonra “Çok yiyip kilo alıyorum” diyenlere Anne Penman alternatif bir çözüm getiriyor. Bir beslenme uzmanı bu dönemi sağlıklı fakat kilo almadan nasıl atlatılabileceğini anlatıyor. Diyet listesi vermiyor. Ama iş yüküne göre günlük limitleri belirliyor. Nelerden uzak durulması, hangi vitaminlerin ‘özellikle’ alınması gerektiğini söylüyor. Psikolog Güven, ramazan ayında sigara bırakma tedavisinin daha başarılı ve kolay geçtiğini iddia ediyor. Çünkü bir tiryaki beyne gelen her sigara içme isteğini oruçluyken kolayca geri çeviriyor. İftardan sonraki 5-6 saat de ‘istek erteleme yöntemleri’ ile geçiştiriliyor. Duygu Güven, bir tiryakinin sigarayı tamamen bırakması için Ramazan ayının yeterli olduğu görüşünde…

Kaynak: www.aksiyon.com.tr ... »
Ergebnisseiten: 1-10  11-20  21-30  31-40  41-50  51-60  61-70  71-80  81-90  91-100  101-110  111-120  121-130  131-140  141-150  151-160  161-170  171-180  181-190  191-200  201-210  211-220  221-230  231-240  241-250  251-260  <<  261  262  263  264  265  266  267  [268]  269  270  >>  271-280  281-290  291-300  301-310  311-320  321-330  331-340  341-350  351-360  361-370  371-380  381-390  391-400  401-410  411-420  421-430  431-440  441-450  451-460  461-470  471-480  481-482  
Gehe zum Eintrag Nr.  
Top
Mustafa Kemal Atatürk
... is turkish vision!
Home | Kontakt | Anmelden
Besucher: 14177985 (Heute: 4260)