Atatürk www.turkishvision.com
Home | Kontakt | Anmelden EnglishEnglish | TürkçeTürkçe | DeutschDeutsch
Home
Schreiben Sie Ihre Meinung hier >>>
Blogs
Aktuell
Anmelden
Registrierung
Passwort anfordern
Seite empfehlen
Kontakt
Email
Über uns
Suche
Tuesday, 12. December 2017
Aktuell

04.07.2007 713
Merkel, döneri tercih etti

Almanya Başbakanı Angela Merkel, başkent Berlin’de düzenlenen bir yaz eğlencesinde yaklaşık 20 çeşit yemek arasından döneri tercih etti.

Merkel, Alman Birlik partilerinin (CDU/CSU) düzenlediği ve aralarında "Aydın Döner" adlı firmanın da stant açtığı eğlenceye katıldı. Merkel eğlence alanına gelişinde ilk olarak döner standını ziyaret ederek, firmanın sahibi Hanifi Aydın’la tanıştı. Buradan ekmek arası döner alan Merkel, ekmeğin içinde neler istediğini tek tek söyledi.

Merkel, daha sonra dönerini yiyerek diğer stantları dolaştı. Merkel’e eşlik eden parti yetkilisi Michael Fuchs, yaptığı konuşmada, Merkel’in döneri çok sevdiğini, kendisinin de döner yiyeceğini söyledi. Merkel de yaptığı kısa konuşmadan sonra eğlence alanından ayrıldı.

Eğlencenin organizasyonunu yapan bir yetkili, Merkel’in geçen yılki eğlence sırasında dönerin eksikliğini hissettiğini, bunun için araştırma yaparak "Aydın Döner"i eğlenceye davet ettiklerini söyledi. Firmanın sahibi Hanifi Aydın da eğlenceye davet edilmekten büyük gurur duyduğunu belirtti. Stant görevlileri, çok sayıda davetliye de dönerin yapılışı ve tarihi hakkında bilgi içeren broşürler dağıttı.

Kaynak: www.milliyet.com.tr ... »

04.07.2007 712
ABD'li diplomat: Türkiye'nin 22 Temmuz'dan önce Irak'a girme riski çok yüksek

ABD’nin terör örgütü PKK ile mücadelede Türkiye’nin endişelerini gidermek için hızlı hareket etmemesinin, bazı Amerikalı yetkilileri kaygılandırdığı bildirildi.

Amerikan Associated Press (AP) haber ajansının haberine göre, adının açıklanmasını istemeyen bazı Amerikalı yetkililer, "ABD’nin politikasını belirleyenlerin, Türkiye’nin Irak’ta PKK’yı takip etmesinin, Irak ordusunun önemli bir parçası olan Kürt güçleriyle büyük bir çatışma çıkmasına neden olabileceği riskini tahmin edemediklerini" söyledi.

Amerikalı üst düzey bir diplomat, "Türkiye’nin 22 Temmuzdaki seçimlerden önce Irak’a girme olasılığının çok yüksek olduğu" görüşünü dile getirerek, "Amerikan hükümetinin Türkiye’nin kaygılarını gidermek için yeterince dikkatli davranmadığını ve kaynak ayırmadığını" vurguladı.

Diplomat, "PKK ile mücadele için elimizden gelen her şeyin yapılması gerektiğini düşünüyorum. En büyük sorun, ABD’nin yapması gerekeni yapmaması" diye konuştu.

"ABD’nin PKK konusunda atıl davranmasının Türkiye’yi Washington’dan uzaklaştırma riski taşıdığını" ifade eden diplomat, "70 milyon Türkün önemli olduğunu düşünüyorum" dedi. Diplomat, "PKK’lı teröristlerin Irak’ta yakalanmasının, Türkiye’de Irak’a operasyonu savunan kesimleri sakinleştireceğini" de kaydetti.

Bazı Amerikalı uzmanlar ise "Irak’ın istikrara kavuşması için çabalarını sürdüren ABD’nin askeri kaynaklarını, PKK’ya karşı mücadele için, diğer bölgelere göre daha sakin olan kuzey Irak’a yönlendirmesi gerektiğine" dikkati çekti.

Uzmanlar, "ABD’nin, PKK’ya karşı önlem almaları için Irak’taki Kürt politikacılara baskı yapma konusunda isteksiz olduğunu" da belirtti.

Bu arada ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris, Brookings Enstitüsü’nde yaptığı konuşmada, "kuzey Irak’ta PKK üyelerini tutuklamanın çok kolay olmadığını" söyleyerek, "Dünyanın bu bölgesinde çok testi kırılabilir" ifadesini kullandı.

Kaynak: www.milliyet.com.tr ... »

04.07.2007 711
Der Standard: ''Türkiye Hıristiyan olsaydı çoktan Avrupa Birliği üyesi olmuştu"

Avusturya'da yayımlanan Der Standard gazetesi Türkiye Hıristiyan olsaydı AB'ye çoktan üye olurdu diye yazdı.

Gazetenin haberinde şu görüşler dile getirildi:

"Eğitim görmüş olan Avusturyalılar, bugünkü Türkiye'nin batı kesiminin, Konstantinopel 1453'te Müslüman Osmanlılar tarafından fethedilinceye kadar Bizans geleneğine göre düşünen ve hareket eden, Hıristiyanlara yönelik bir üst tabakaya sahip olduğunu biliyordur.

Bizans İmparatorluğu eğer alınmasaydı, kimbilir nasıl bir gelişme gösterecekti. Kesin olan bir şey varsa o da ‘Avrupalı’ sayılmak için, Hıristiyanlığın temel ilkelerini (Ortodoks da olabilir) benimsemiş olmak yeterli. Türkiye eğer Hıristiyan olsaydı çoktan AB üyesi olmuştu.

Türkiye'nin katılımından yana olanlar bile katılımın 2015'ten önce değil, bundan birkaç yıl daha sonra gerçekleştirilmesi gerektiğini söylüyorlar. Ancak katılım karşıtlarının yanı sıra katılıma şüpheli bakanlar bile, NATO üyesinin her yanlış adımını büyük bir hataymış gibi gösteriyor. Türkiye'nin tüm Balkan ülkelerinden daha gelişmiş bir ekonomiye ve işleyen bir güçler dağılımına sahip olmasına, idam cezasını kaldırmasına ve bölgede İsrail medyasından sonra ikinci sırayı alabilecek kalitede bir basını olmasına rağmen.

Kuşkusuz ki Türkiye'nin katılımı hem mali açıdan, hem de güç politikası açısından AB tarihindeki en büyük güç denemesi olacak. Sarkozy ve arkadaşlarının buna rağmen dürüst davranmaları gerekir. Coğrafi argümanlar da dahil olmak üzere bu konuda gösterilen argümanların tümü bahane. Gerçek olan, Müslümanların çoğunlukta olduğu böylesine büyük bir ülkenin AB'ye alınmak istenmemesi. 75 milyon Türkün yaklaşık yüzde 90'ı Müslüman. Bunlardan 20 milyonu Trakya ve Anadolu'nun Avrupalıların da yaşadığı batı sahillerinde bulunuyor.

Eğer AB'ye katılımın İslamcı elit tabakanın daha açık fikirli olan kesimini güçlendireceğine inanılıyorsa, Türkleri sürekli incitmek yerine onlara perspektif sunmak gerekir. Avrupalı önde gelen birçok politikacının (Gusenbauer de dahil olmak üzere) popülist davranış biçimi, AB karşıtlarını ve İslamcıları güçlendiriyor. Türkiye katılımdan sonra da hemen bir avro ülkesi olmayacak, Şengen sınırı olmayacak, dolayısıyla daha uzun süre şu sıralar Doğu Avrupalılara uygulanan dezavantajlara katlanmak zorunda kalacak.

Güneydoğu Avrupa'daki Ortodoksluğu temize çıkarıp Türkiye'deki İslamı Avrupa'nın çöküşüne sebep olmakla suçlamak, adil bir davranış değil. Hangi dinden olursa olsun dine ağırlık veren bir devlet her zaman sorun yaratır."

Kaynak: www.abhaber.com ... »

04.07.2007 710
"Türkiye Hıristiyan olsaydı çoktan AB üyesi olmuştu"

Avusturya'nın en saygın gazetelerinden, sol eğilimli Der Standard gazetesinin eski Genel Yayın Yönetmeni Gerfried Sperl, Müslümanlığından dolayı Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne alınmadığını yazdı.

Genel Yayın Yönetmenlik görevinden ayrıldığı son gün köşesinde kaleme aldığı yazısında Gerfried Sperl, "Kesin olan bir şey varsa o da "Avrupalı" sayılmak için, Hıristiyanlığın temel ilkelerini (Ortodoks da olabilir) benimsemiş olmak yeterli. Türkiye eğer Hıristiyan olsaydı çoktan AB üyesi olmuştu" ifadelerine yer verdi. Katolik ülkelerde çok şeye göz yumulduğunun altını çizen Gerfried Sperl, bu ülkelerde yaşanan olumsuzlukların sadece yadırgandığını belirterek, "Ama Türkiye söz konusu olunca iş değişiyor" dedi. Nato üyesi Türkiye'nin her yanlış adımının büyük bir hataymış gibi gösterildiğini kaydeden Sperl, Türkiye'nin tüm Balkan ülkelerinden daha gelişmiş bir ekonomiye ve işleyen bir güçler dağılımına sahip olmasına dikkat çekerek, "Hırvatistan bundan birkaç gün olduğu gibi 37 başlıktan on ikisini tamamladığı zaman, büyük bir ''başarıdan'' söz ediliyor. Türkiye aynı zaman diliminde katılım daha çok uzakta olmasına rağmen dört başlığı tamamladığı zaman, müzakerelerde bir nevi kopukluk olduğu kaydediliyor" ifadelerini kullandı. Türkiye'nin AB'ye katılımının hem mali açıdan, hem de güç politikası açısından AB tarihindeki en büyük güç denemesi olacağını vurgulayan Yayın Yönetmeni sözlerini şöyle sürdürdü: "Sarkozy ve arkadaşlarının buna rağmen dürüst davranmaları gerekir. Coğrafi argümanlar da dâhil olmak üzere bu konuda gösterilen argümanların tümü bahane. Gerçek olan, Müslümanların ağırlıklı olduğu böylesine büyük bir ülkenin AB'ne alınmak istenmemesi. Güneydoğu Avrupa'daki Ortodoksluğu temize çıkarıp, Türkiye'deki İslamı Avrupa'nın çöküşüne sebep olmakla suçlamak adil bir davranış değil. Hangi dinden olursa olsun dine ağırlık veren bir devlet her zaman sorun yaratır."

Menaf Alıcı, Viyana

Kaynak: www.eurozaman.com ... »

04.07.2007 709
Yabancı gazetecilerin İstanbul'u

Kimine göre dünya başkenti, kimine göre ecdadının ayak bastığı mukaddes şehir, kimine göre ise binlerce kilometre uzaktaki evinin karşı kıyıdaki tezahürü. Ama hepsinin ortak kanaati: “İstanbul, dünyanın en güzel şehri”.

Kimi zaman nazlı bir kadına benzetilmiştir İstanbul, kimi zaman da aşk acısı çektiren sevgiliye. Büyük kumandan Fatih Sultan Mehmed’e, “Ya ben onu alırım, ya o beni alır!” sözünü söyleten şehir, son yıllarda “Neden geldim İstanbul’a?” sorusuyla özdeşleşir gibi olsa da, dillere destan güzelliğiyle gönül çelmeye devam ediyor. Tarihî, tabiî ve manevî iklimiyle herkesi kendine hayran bırakan İstanbul, Türkiye’den haber aktaran yabancı gazetecileri de kendine bağlıyor. Öyle ki, onlar yabancı diyarlardan gelseler de İstanbul’u memleketleri gibi görüyorlar. Türkiye’nin nabzını tutarken işten güçten sıyrıldıkları her fırsatta kendilerini İstanbul’un kollarına bırakıyorlar. Türkiye’yi dış dünyaya yansıtan haberciler, uzun yıllar yaşadıkları İstanbul’a dair izlenimlerini Aksiyon’a anlattılar.

HAYALLERİMİN ŞEHRİ, ON KAT DAHA GÜZEL

“İstanbul, misafirperverliği ile buraya gelen hiç kimsede yabancılık hissi uyandırmıyor. Sanki herkes İstanbullu.” diyen Fransız gazeteci Jerome Bastion yaklaşık 11 yıldır burada yaşıyor. Fransa’da doğup Tunus ve Senegal’de büyüyen Bastion, pek çok ülke gezmesinden dolayı kendisini “bir dünya vatandaşı” olarak niteliyor; hayallerinin şehrini ise İstanbul’da bulduğunu söylüyor. İstanbul’u gördüğü yerlerden farklı kılan özelliği ise şehrin kültürel ve insani zenginliği. Radio France İnternationale’ın İstanbul muhabirini ararken kendisi yerleşmiş buraya. Şu an Fransız TV5 kanalı için çalışan Jerome Bastion, Türkiye’yi parlak ve büyük bir geçmişe sahip bir ülke olarak tanımlıyor, İstanbul’u beklediğinden 10 kat daha güzel bulduğunu belirtiyor. Ona göre ülkemiz hem Batı’ya yakın hem de Batı’dan farklı. İstanbul’un bazı semtlerini Barcelona, Roma, Paris’e; bazılarını da Doğu ülkelerinin kentlerine benzetiyor. İstanbul’u en çok karlı günlerde seviyor Jerome Bastion, bir de erguvanların açtığı baharda. Her iki dönemde de uzun yürüyüşler yapıyor, “Bu manzara dünyanın hiçbir yerinde yok.” diyor. Hemen her gün geldiği Tophane’de, bizimle konuşurken bile nargilesini elinden düşürmüyor. Kenti anlattığına inandığı enstrümanları dinlemeyi seviyor, Laço Tayfa, Hüsnü Şenlendirici veya Barbaros Erköse’nin elinden. Avrupa Birliği yolunda ilerlerken kaldırılması gündeme gelen sokak satıcılarını İstanbul’un renkleri olarak niteliyor. Bu arada AB üyeliğinin Türkiye’den daha çok AB için faydalı olacağını da sözlerine ekliyor. Bu şehir için ‘titrediğini’ söyleyen Fansız gazeteci, “Sadece bir depremde dağılma ihtimalinden değil, herhangi bir afetin bu güzel İstanbul’u vurmasından korkuyorum.” diyor.

MISIR ÇARŞISI’NDA ZAMAN TÜNELİ

Makedonya’dan gelen İsmet ve Asude Koçan çifti ise 12 yıldır İstanbul’da çalışıyor. Asude Hanım Makedonya Denes Gazetesi’ne, tarihçi olan İsmet Bey ise Makfaks News Agency’ye Türkiye’den haber aktarıyor. İsmet Bey, ülkemize “Osmanlı İmparatorluğu’nun mirası” Makedonya’dan geldiğini, böylece büyük bir arzusunu gerçekleştirdiğini dile getiriyor. Yıllardır İstanbul’da konaklayan Makedonyalı çift, bir ve üç yaşlarında getirdikleri oğullarını da burada büyütmüşler.

Çeşmeler kenti Üsküp’ten geldiklerinde ilk olarak suyun damacanayla satılması dikkatlerini çekmiş. “Damacanaları gördüğümüzde çok şaşırmıştık, ne için kullanıldıklarını anlamamıştık. Şimdi her gittiğim yere çantamda su götürüyorum.” diyor Asude Hanım gündemdeki ‘susuz yaz’ haberlerine atıfta bulunarak. “İstanbul’da yaşamak alışkanlıktan çıktı, hayatımız oldu.” diyen çift, en çok tarihî yarımadayı gezmeyi seviyor. Mısır Çarşısı’nda dolaşmayı, zaman tünelinde yapılan yolculuğa benzetiyorlar. Bakırköy’de otursalar da sahil yolundan Eminönü’ne gitmeyi muhteşem manzaralı tur gibi değerlendiriyorlar. Garsonun “Ne içersiniz?” sorusuna yüzümüzde tebessüm oluşturan “Türk çayı” cevabını veren İsmet Bey, Türk mutfağına da bir hayli düşkün. Zaman zaman yemek yapmak için mutfağa da giriyor, Türk kültürünü yemek tarifleri üzerinden anlatan bir kitap yazmayı da planlıyor.

TÜRKİYE’DEKİ HOŞGÖRÜ AVRUPA’DA YOK

İstanbul’da büyük bir koşuşturmaca içerisinde olan çift, Üsküp’e gittikleri ilk günlerde kentin sessizliğine alışmada sorun yaşıyormuş. İstanbul’da büyüyen çocuklar için ise durum farklı. Onlar kendilerini Türkiye’de evlerinde, Makedonya’da ise gurbette hissediyorlar. Ancak bu İsmet Bey’i üzmüyor; ona göre Makedonya ve Türkiye aynı bütünden, Osmanlı’dan geliyor. Koçan çifti, İstanbul dışında en çok Kapadokya’dan etkilenmiş. “Kapadokya bambaşka bir yer, Türkiye’de birçok kişi böyle değerlerin olduğunu bilmiyor.” diyor Asude Hanım. İsmet Bey ise erken Hıristiyanlık döneminden kalan mabetlere dikkat çekiyor: “Türkiye çok uzun yıllardır Müslümanlar tarafından yönetiliyor. Bu mabetlerin korunması ve günümüze kadar gelmesi Türkiye’deki hoşgörünün bir göstergesidir. Bu hoşgörüyü Avrupa’nın pek çok yerinde bulamazsınız. Avrupa bu konuda Türkiye’den çok şey öğrenebilir.”

Tokyo doğumlu Masayuki Watanabe ise küçüklüğünde babasından dinlediği İstanbul’a görmeden hayranlık duymuş, tatil için geldiği 2003 yılında da burada yaşamaya karar vermiş. Japon yayın organları için Avrupa ve Türk futboluyla ilgili haberler hazırlayan Watanabe, burada yaşamayı tercih etmesinin en önemli sebebinin kenti sarmalayan “sıcaklık hissi” olduğunu vurguluyor: “Türkiye’de otobüste birinin yanına oturduğunuz zaman hemen sizinle konuşmaya başlıyor. Hâlbuki Japonya’da insanlar ya gazete okur ya da cep telefonlarıyla uğraşırlar.” Ona göre İstanbul’da hayat sokaklarda yaşanıyor, Tokyo’da ise iş yerlerinde. Bu nedenle olsa gerek İstanbul’da yaşayanların daha mutlu olduğu izlenimine kapılmış. “Siz Japonya’da Galata Köprüsü’ndeki insanlar gibi sabahtan akşama kadar sabırla balık tutan birini göremezsiniz.” diyor.

İstanbul halkının samimiyetinden etkilenen Watanabe, Japonya’daki arkadaşlarının ona “Sen Türklere benzemişsin. Ne kadar açık ve konuşkansın” dediklerini aktarıyor. Tabii bu halinden hiç de mutsuz değil. En çok Beyoğlu’nda gezmekten ve Rumeli Hisarı’nın üst kısmında çay içmekten hoşlanan Japon gazeteci, Fatih Akın’ın İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek filminde etkilendiği Orhan Gencebay’ın da albümlerini alıyor. Dünyanın pek çok kentini gezse de Boğaz manzarasını hiçbir yerde bulamadığını söylüyor. Kıtaları birleştiren Boğaz’ın onun için ayrı bir önemi de var. Avrupa yakasından karşı kıyıya baktığında, çok uzak da olsa bir Asyalı olarak evine çok yakın olduğu hissine kapılıyormuş: “Benim ülkem Türkiye’ye 12 saatlik uçak yolculuğu mesafesinde; ancak Asya yakasına geçtiğimde sanki evime gidiyormuşum gibi oluyor. Bu hissi Atina’da bulamazsınız.”

İstanbul’a ilk geldiği zaman İnönü Stadyumu’nda Beşiktaş’ın maçına gitmiş Masayuki Watanabe. O sebepledir ki sıkı bir Beşiktaş taraftarı. “Türkiye’de en çok hangi futbolcuyu beğeniyorsunuz?” sorumuza “Ben futbolculardan çok taraftarları beğeniyorum, maça da onları izlemek için gidiyorum zaten. Dünyanın en güzel ve ateşli taraftarları Türkiye’de.” cevabını veriyor. Yalnız bir arzusu var, Türkiye’ye geldiğinden beri şampiyon olamayan Beşiktaş’ın mutlu sona ulaştığını görmek: “2008 Avrupa şampiyonasına kadar buradayım; ancak onların şampiyon olduklarını görmeden buradan gitmek istemiyorum.” Bir gün buradan giderse de en çok İstanbul’un canlılığını özleyeceğini ifade ediyor Masayuki Watanabe.

Azerbaycan’dan gelen gazeteci-yazar Nazire Abbaslı ise İstanbul’un coğrafi-tarihî güzelliğine vurgu yapıyor. Azerbaycan Respuplika gazetesinin Türkiye muhabirliğini yapan Abbaslı, İstanbul’u “atalarının ayak bastığı mukaddes toprak” olarak nitelendirdikten sonra devam ediyor: “İstanbul bizim için seksen yıl kalbimizi gömdüğümüz Türkiye sevgisinin büyük bir parçasıdır.”

İSTANBUL’DA SABAH EZANLARI BİR BAŞKA

İstanbul’a ilk geldiğinde biraz hayal kırıklığına uğrasa da yine de çok heyecanlanmış Azeri gazeteci: “Geldiğim zaman hava kirliliği vardı, sular akmazdı, Haliç kötü kokardı, şimdi çok daha güzel. Ancak her şeye rağmen İstanbul o zaman da çok güzeldi. Buraya geldiğim anda ecdatlarımı düşündüm. Ne mutlu bana ki bu topraklara ayağım değdi.” Aslında onun da korkuları, sitemleri var. En çok kapkaçtan rahatsız oluyor, çok sevdiği İstanbul’da rahatça dolaşamadığı için. Bir de yaşadığı şehrin kıymetini bilmeyen İstanbullulara kızıyor. İstanbul, el üstünde tutulması gereken bir şehir ona göre.

Dünyada cennet arayanlara İstanbul’u gösteren Abbaslı, uzun yıllar Sovyet rejimi altında yaşadığı için temel dinî bilgileri Türkiye’de öğrenmiş, yüksek lisans ve doktorasını da İstanbul’da yapmış. Ayrıca ilk namazını da bu kentte kılan konuk gazeteci, ülkesine gittiği zaman en çok sabah ezanlarını özlüyormuş: “Azerbaycan’da da çok şükür camiler yapıldı; ancak İstanbul’daki ezanlar, özellikle de sabah ezanları bir başka.”

Kaynak: www.aksiyon.com.tr ... »
Ergebnisseiten: 1-10  11-20  21-30  31-40  41-50  51-60  61-70  71-80  81-90  91-100  101-110  111-120  121-130  131-140  141-150  151-160  161-170  171-180  181-190  191-200  201-210  211-220  221-230  231-240  241-250  251-260  261-270  271-280  281-290  291-300  301-310  311-320  321-330  331-340  <<  [341]  342  343  344  345  346  347  348  349  350  >>  351-360  361-370  371-380  381-390  391-400  401-410  411-420  421-430  431-440  441-450  451-460  461-470  471-480  481-482  
Gehe zum Eintrag Nr.  
Top
Mustafa Kemal Atatürk
... is turkish vision!
Home | Kontakt | Anmelden
Besucher: 13745280 (Heute: 9734)