Atatürk www.turkishvision.com
Home | Kontakt | Anmelden EnglishEnglish | TürkçeTürkçe | DeutschDeutsch
Home
Schreiben Sie Ihre Meinung hier >>>
Blogs
Aktuell
Anmelden
Registrierung
Passwort anfordern
Seite empfehlen
Kontakt
Email
Über uns
Suche
Friday, 23. February 2018
Aktuell

04.07.2007 708
Erçakıca: ''Rumlar Kıbrıslı Türklerin nefes almasına tahammül edemiyor''

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum tarafının çözümle ilgilenmek yerine sorunlara kendi lehine çözüm bulmaya çalıştığını, bunun da gerilimi artırdığını belirtti. Erçakıca, Rum gayretlerinin osmosisi gerçekleştirmeye yöneldiğini de vurguladı.

Erçakıca, haftalık basın brifinginde, Rum tarafının gayretlerine örnek olarak; Başpiskopos II. Hrisostomos’un Kuzey’deki kiliseleri tamir ettirerek buraya keşişler yerleştirme, kapalı Maraş bölgesine “geri dönüş kampanyası” düzenleme, mülkiyet sorununu mahkemeler yoluyla çözümleme gayretlerini gösterdi.

Rumların kendi yurttaşlarını bile baskı ile bu politikaya uymaya zorlamakta sakınca görmediklerini kaydeden Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının, bazı kişi ve kuruluşları da devreye sokarak, resmi olarak sürdürdüğü bu kampanyanın, Kıbrıs sorununa acil, adil ve kapsamlı bir çözüm bulma çabalarını olumsuz etkilediğini ifade etti.

Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün; iki toplumlu ve iki bölgeli olacağının, Kıbrıs Türk tarafıyla, Kıbrıs Rum tarafının siyasi eşitliğini sağlayacağının genel kabul görmüş prensipler olduğunu belirten Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının gayretlerinin, bu prensipleri değiştirmek ve Kıbrıs Rum devletinin egemenliğini Kuzey Kıbrıs’a da yayarak, bizzat Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos tarafından ifade edildiği gibi, osmosisi gerçekleştirmek hedefine yöneldiğine işaret etti.

Rum yönetiminin; bu gayretleri sürdürürken, 1960 Anlaşmaları ile kurulan “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin temel niteliklerini de gözardı etmek, kendi halkı ve uluslararası kamuoyundan gizlenmek istediğini ifade eden Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin, en az şimdi yeni ortaklık devleti için üzerinde durulan kadar iki toplumlu bir devlet olduğunu vurguladı.

Kıbrıs Rum tarafının gayretlerinin, bu tarihsel gerçeği de unutturmaya ve bu yolla Kıbrıslı Türklerin haklarını gasp etmeye yöneldiğini belirten Erçakıca, “Doğaldır ki, Kıbrıs Türk tarafının bu gayretlere prim vermesi söz konusu değildir. Kıbrıs Türk tarafı, Kıbrıs sorununa adil, acil ve kapsamlı bir çözüm bulunmasından yanadır ve gayretlerini bu doğrultuda sürdürmeye devam edecektir” dedi.

--AB’YE İLİŞKİN GELİŞMELER--

Almanya Dönem Başkanlığı’nın altı aylık görev süresini tamamlayarak görevi 1 Temmuz itibariyle Portekiz’e devrettiğini kaydeden Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, 2004 referandumu sonrasında Kıbrıslı Türklere AB tarafından verilen sözlerin ardından AB Dönem Başkanlığı’nı pek çok ülkenin devraldığını, ancak bugüne kadar hiç birinin, bu sözlerin yerine getirilebilmesi için gereken adımların AB içerisinde atılması yönünde ilerleme sağlayamadığını söyledi.

“Kendi almış olduğu kararları uygulayamayan ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nü hayata geçirememiş bir AB’nin Kıbrıslı Türkler nezdinde itibarının ve güvenirliliğinin ciddi şekilde zedelendiği de bir gerçektir” diyen Erçakıca, “Finlandiya ve Almanya’nın, doğrudan ticaret konusuna eğilmelerine rağmen, başarısız olmalarının ardında kuşkusuz ki, izledikleri yöntemin yanlışlığının yattığını” belirtti.

Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün hayata geçirilmesi için Kıbrıs Rum tarafını ikna etmenin yollarının arandığını söyleyen Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, birbirinden farklı yöntemler izlemiş de olsalar, Finlandiya ve Almanya dönem başkanlıklarının yapmaya çalıştığının bu olduğunu ifade etti. Erçakıca şöyle dedi:

“Artık açığa çıkmıştır ki, Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıslı Türklerin dünya ile doğrudan ilişki kurmasını sağlayacak, ekonomik gelişmelerine katkıda bulunacak herhangi bir önleme ‘evet’ demeyecektir. Kıbrıs Rum liderliğinin, Kıbrıslı Türklere karşı atılacak olumlu herhangi bir adıma tahammülü yoktur.

Bu nedenle, Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı’nı devralmış olan Portekiz’in, Kıbrıs Rum tarafını ikna etmeye çalışmak yerine, AB Komisyonu tarafından önerilen yolu izlemesi sonuç almasına yardımcı olabilecektir. Avrupa Birliği üyeleri, Kıbrıslı Türkler ile ilişkilerini, Kıbrıs Rum tarafının tahakkümünden kurtarmak için ilk adımı böylece atmış olacaklardır.

Portekiz Dönem Başkanlığı ile başlayan bu yeni dönemde bizim temennimiz, geçmişte yapılan hataların bir kez daha tekrarlanmaması ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün daha fazla zaman kaybetmeden hayata geçirilmesidir.”

--RYAN’IN ATANMASI--

İngiliz Milletvekli Joan Ryan’ın, İngiliz Hükümeti’nin Kıbrıs Özel Temsilciliği görevine atanmış olduğunu öğrendiklerini de belirten Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Kuzey Enfield Bölgesi Milletvekili Ryan’ın atanmasının, Kıbrıs sorununun çözümü için yeni bir hareketlenme anlamı taşımasını umduklarını söyledi.

Kıbrıs Türk tarafı olarak, Ryan veya herhangi bir yetkili ile birlikte çalışmaya ve Kıbrıs sorununun çözüme ulaşması için gereken her türlü katkıyı koymaya hazır olduklarını belirten kaydeden, İngiltere’nin yeniden bir özel temsilci atamasından duydukları memnuniyeti belirtti.

Kıbrıs sorununda yaşanan tıkanıklığın aşılması için, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin üç garantöründen biri olan İngiltere ile işbirliğine her zaman hazır olduklarını tekrarlayan Erçakıca, Ryan’ın İngiltere Kıbrıs Özel Temsilciği görevine atanması nedeniyle Kıbrıs Rum tarafının yürütmeye başladığı kampanyaya da dikkati çekti. Erçakıca bu konuda şöyle dedi:

“Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanı Lillikas, bayan Ryan ile çalışmaya hazır olduklarını duyururken, Londra’daki Kıbrıs Rum lobisi, Ryan’ı ‘Türk yanlısı’ olarak ilan etmiştir.

Kıbrıs Rum tarafının, bu kampanya ile yeni İngiliz Hükümeti üzerinde baskı kurmaya çalıştığı açıktır. Ne var ki, Kıbrıs sorununu çok yakından takip eden İngiltere’nin, bu basit taktiklerin kurbanı olmayacağına, Kıbrıs sorununa adil ve kapsamlı bir çözüm bulunması gayretlerine destek olmayı sürdüreceğine inanıyoruz.”

Kaynak: www.abhaber.com ... »

04.07.2007 707
AB Nabucco'yu gözden çıkardı mı?

Avrupa’yı Türkiye ve Balkanlar üzerinden Hazar bölgesindeki doğal gaz kaynaklarına bağlayacak olan Nabucco boru hattı projesinin siyasi hesaplar nedeniyle rafa kalkabileceği konuşuluyor.

Kuzey Akımı, Güney Akımı, Mavi Akım ya da Nabucco... Doğal gazı yılan gibi kıvrılan sonsuz uzunluktaki boru hatlarıyla Rusya ya da Orta Asya’dan Avrupa’ya taşıyacak iddialı projeler saymakla bitmez.

Bütün bu projelerin siyasi boyutu ağır basıyor. Çünkü ithal enerji ikmali siyasi bağımlılık da yaratıyor. Avrupa Birliği enerji güvenliğini sağlama almak ve Rus doğal gazına olan bağımlılığını azaltabilmek için 2011 yılında tamamlanmak üzere Orta Asya gazını Avrupa’ya nakledecek olan Nabucco projesini ortaya atmıştı. Ancak enerji politikasıyla ilgili değerlendirmelerde bu projeden artık söz edilmez oldu.

Oysa AB ülkeleri Nabucco projesinde kararlı olduklarını duyurmuşlardı. Yeni boru hattı Avrupa’yı Hazar bölgesindeki doğal gaz kaynaklarına bağlayacak, bu değerli enerji ham maddesi Rusya baypas edilerek Türkiye ve Balkanlar üzerinden Batı Avrupa’ya ulaştırılacaktı.

Henüz yeşil ışık yakılmadı

Projeyi gerçekleştirecek olan Avusturya’nın OMV şirketinin başkanlık ettiği beş ortaklı konsorsyumun sözcüsü Reinhard Mitschet Nabucco’ya neden ihtiyaç duyulduğunu şöyle anlatıyor: “Nedeni gayet basit. Avrupa’nın doğal gaz tüketimi hızla artıyor. Arraştırmalara göre tüketim yılda 500 milyar metreküpten 700, 800 milyar mmetreküpe çıkacak. Aynı zamanda Avrupa’nın doğal gaz üretiminde de düşüş var. Bu da ek savkiyata ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor. Hazar bölgesinin dünyanın en büyük ikinci doğal gaz rezervlerini barındırıyor. Talebi artan Avrupa ile Hazar arasındaki köprüyü Nabucco kuracak.”

Ancak doğal gaz köprüsünün temel atma töreni için henüz yeşil ışık yakılmış değil. Doğal gaz zengini Orta Asya ülkeleri enerji politikalarını Rusya ile koordine etmekte kararlı. Bunun pratikteki anlamı ise daha Nabucco projesi kağıt üzerinde beklerken Rusya’nın bu ülkelerle arasındaki boru hattı bağlantılarını güçlerdirerek Orta Asya doğal gazı üzerindeki nüfuzunu arttırıyor olması. Rus enerji devi Gazprom daha şimdiden Hazar gazını fiyat farkıyla batı Avrupa’ya satıyor.

Rusya topraklarından geçen boru hatlarını rekabete açmaya yanaşmadığı için üçüncü ülkelerin Avrupa’ya doğrudan gaz sevketmesi de mümkün değil.

Gazprom’un Almanya temsilcisi Dieter Gornig de “Orta Asya’nın doğal gaz üreticileriyle olan bağlantılarımız açısından, Nabucco boru hattını dolduracak gaz kaldığını sanmıyorum” diyor.

Irak ve İran da hesaba katılıyor

Şimdiden Avrupa’ya gaz satan Azerbaycan Nabucco’yu tam kapasite çalıştırıp 4,5 milyar euroluk projeyi amorti edecek kapasiteye sahip değil. Ama AB Komisyonu Sözcüsü Andris Piebalgs’ın da dediği gibi AB Nabucco’da ısrarlı.

Piebalgs’e göre “Bölge jeopolitik istikrara kavuştuğu takdirde İran ve Irak doğal gazı da Nabucco’ya verilebilir. İran’ın, dünyanın Rusya’dan sonraki en büyük doğal gaz yataklarına sahip olduğu unutulmamalı. Nabucco, sadece Rusya’nın komşusundan doğalgaz alınması şeklinde tanımlanmamalı.”

Rusya bu alandaki tekelci konumunu tehlikeye atmamak için Türkiye’ye açılan Mavi Akım’ı Macaristan’a kadar uzatmayı kararlaştırdı. Ayrıca Yunanista üzerinden İtalya’ya uzanacak Güney Akımı’na Balkan ülkelerini de dahil etme planları yapılıyor.

Enerji bağımlılığına aşırı refleks

Berlin’deki Bilim ve Siyaset Vakfı’nın enerji uzmanı Roland Götz, Avrupa’nın enerji bağımlılığına aşırı refleks vermesinin doğru olmadığı görüşünde: “Avrupa’nın enerji ithal ettiği ülkeleri geniş yelpazeye yaymak isteyip bunu enerji politikasının mutlak önceliği yapması Rusya’yı tedirgin etti ve Rusya bu girişimi önlemenin yollarını aramaya başladı.”

Rus Gazprom’un, Nabucco konsorsyumuna başkanlık eden Avusturya şirketini satın alacağına dair söylentiler Moskova’nın enerji tekelciliğinin avantajlarından kolay kolay vazgeçmeyeceğini gösteriyor. Doğu ile Batı arasındaki enerji akımına köprü oluşturma iddiasındaki Türkiye’nin enerji pokerinde atacağı adımları kestirmek ise zor.

Türkiye, topraklarından geçmesi düşünülen çeşitli boru hattı projeleri arasında tercih yapmakta zorlanıyor. Türkiye’nin resmi tutumu, Nabucco ile Rus projesinin çelişmedikleri. Bu da Türkiye’nin bütün ...

Kaynak: www.abhaber.com ... »

04.07.2007 706
Sarkozy AB'ye damgasını vurmak istiyor

AB’nin yeni dönem başkanı Portekiz, Ankara ile üyelik müzakerelerinin yürütüleceğini söylese de, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy AB'nin sınırları tartışmasını dolaylı da olsa gündeme getirmek niyetinde.

Avrupa Birliği dönem başkanlığı bu yıl sonuna kadar Portekiz'de, ancak Fransa'nın yeni cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, bu dönem başkanlığında da adından oldukça söz ettirecek görünüyor. Sarkozy, Avrupa Birliği liderlerinin 21-23 Haziran tarihlerinde üzerinde uzlaştıkları yeni anlaşma metnini dün akşam Strasbourg'da ilk kez Fransız halkına anlattı.

“Avrupa'yı kurtardığını” söylediği yeni uzlaşıyı, özellikle Almanya ve Fransa'nın zaferi olarak tanımladı. Alman-Fransız dostluğunu da Avrupa Birliği'nin temeli ve geleceği olarak gördüğünü söyledi. Sarkozy'nin konuşmasında dikkat çeken bir unsur da Avrupa Birliği'ni politize etmek istediğini söylemesi oldu. Fransa Cumhurbaşkanı, demokrasi adına bürokratik ve teknokratik bir Avrupa'ya karşı çıkıyor.

Sarkozy, Avrupa Birliği'ni bir medeniyet projesi olarak da niteliyor. Birliğin sınırları olmasını istiyor, zira sınırları olmayan bir birliğin, kimliğinin olamayacağını ve bir güç haline gelemeyeceğini savunuyor. Fransız lider, Akdeniz havzasını da Avrupa ile Afrika'nın gelecekteki işbirliğinin temel taşı olarak görüyor.

Türkiye’den bilinçli olarak söz etmedi

Nicolas Sarkozy’nin Avrupa Birliği'nin sınırları ve Akdeniz konusunda aslında Türkiye'yi ima ettiği herkes tarafından biliniyor. Ancak Fransa Cumhurbaşkanı’nın, Strasbourg'daki konuşmasında, ilk defa bilinçli biçimde Türkiye sözcüğünü telaffuz etmemesi gözlerden kaçmadı. Sarkozy'yi yakından takip edenler, bu durumu, bir tavır değişikliğinden ziyade Türkiye'deki seçim sürecine bağlıyor.

Aynı gözlemcilere göre Lizbon, Ankara ile üyelik müzakerelerinin mevcut karşılıklı yükümlülükler çerçevesinde yürütüleceğini söylese de Paris, bu yılın ikinci yarısında Avrupa Birliği'nin sınırları tartışmasını dolaylı da olsa gündeme getirmek niyetinde.

Portekiz dönem başkanlığının Türkiye açısından en önemli randevusu ise hiç kuşkusuz Avrupa Birliği Komisyonu'nun ilerleme raporu olacak. Kulislerde, Paris'in de Türkiye konusunda harekete geçmek için bu raporu bekleyeceği konuşuluyor.

Rapor merak konusu

Türkiye'deki reform sürecinin durduğu konusunda Avrupa Birliği genelinde yaygın olan izlenimin, her şeye rağmen AK Parti hükümetine desteğini gizlemeyen AB Komisyonu’un raporuna nasıl yansıyacağı oldukça merak ediliyor.

Bu arada, dönem başkanlığı sırasında Türkiye konusunda düşük profil çizen Almanya Başbakanı Angela Merkel'in da gelecek altı aydaki tavrı Ankara açısından büyük önem taşıyor.

Kaynak: www.abhaber.com ... »

04.07.2007 705
AB'den Aday Ülkeler Raporu:''Türkiye katılıma kadar enflasyonu düşürecek''

Avrupa Komisyonu’nun üç aday ülkenin katılım öncesi ekonomik programları hakkında hazırladığı raporda, “Türkiye’nin kronik enflasyonu kalıcı olarak düşürme planı, üyelik zamanına kadar AB ortalamalarıyla uyumu hedefliyor” denildi. Raporda “Dış açıklar yakından izlenmelidir. Ticaret açığında daha ileri bir büyüme, 2007-2009 yılları arasındaki istikrar için potansiyel bir zorluk oluşturabilir.

Ancak makroekonomik tahminler genelde gerçekçi görünmektedir” ifadesi yer alırken seçimler dolayısıyla “mali kayma” riski bulunduğu, ancak bütçenin “tarafız mali politika” vaad ettiği kaydedildi.

Avrupa Komisyonu’na bağlı Ekonomik ve Mali İlişkiler Genel Müdürlüğü “Avrupa Ekonomisi Özel Çalışma” adlı bir rapor hazırladı. 59 sayfalık raporda, Türkiye, Makedonya ve Hırvatistan’ın, 1 Aralık 2006’da verdikleri Katılım Öncesi Ekonomik Programları’nın (KEP) ne kadar gerçekçi oldukları değerlendirildi.

2006 KRİZİNDEN KAYNAKLI KÜÇÜLME ORTADAN KALKACAK

İlk çeyrek GSYH büyüme rakamları yüzde 6.8 çıkmasına karşın, raporda, “Türkiye’nin Katılım Öncesi Ekonomik Programı, GSYH’deki büyümenin, 2006 baharındaki mali krizin etkisiyle, 2007’de, yüzde 6’dan yüzde 5’e hafif şekilde yavaşlayacağını ve 2009’a kadar yeniden küçük hızlanmalar görüleceğini öngörmüştür” denildi. Ayrıca enflasyon hedeflemesiyle serbest dalgalı kur rejiminde büyük değişikliklerin beklenmediği kaydedildi.

Türkiye’nin bu yıl GSYH’nin yüzde 2.7’si oranında bir kamu fazlası öngördüğü, bunu yıllar itibarıyla sıfıra indirmeyi düşündüğü, üç aday ülkenin de borçlarını esaslı şekilde azaltmayı planladıkları kaydedildi.
Raporda, Türkiye’nin katılım öncesi ekonomik programının çalışma piyasası ve özelleştirmede yoğunlaştığı belirtilirken, genellikle devam eden uygulamaların ortaya konulduğu, makroekonomik ve mali çerçeveyle bağlantı kurmakla yetinildiği bildirildi.

ORTALAMA 5.5 BÜYÜME ÖNGÖRÜSÜ

Raporda yer alan bilgilere göre program çerçevesinde Türk ekonomisi 2007-2009 arasında ortalama yüzde 5.5 büyüyecek; özel tüketim yıllık yüzde 4.8, ihracat yüzde 11.2 artacak. Raporda, “KEP tahminleri, Komisyon’un öngörüleriyle yaklaşık aynı çizgidedir. Ancak Komisyon, özel tüketim artışında biraz daha iyimserdir, ihracattaki artışın KEP’in varsaydığından daha ılımlı olacağını tahmin etmektedir” ifadesi yer aldı. Raporda şöyle denildi:

DIŞ AÇIĞIN YAKINDAN İZLENMESİ GEREK

“Türkiye’nin cari işlem açığı 2006’da dikkat çekici bir şekilde yüzde 8.2’ye yükseldi. KEP, cari işlem açığının 2009’a kadar, GSYH’nin yüzde 5.7’sine ulaşacak şekilde dereceli olarak olarak azalacağını öngörüyor. Yabancı sermayenin vadesi derece derece artacak. Doğrudan Yabancı Sermaye 2006’daki GSYH’nın yüzde 3’ü oranından, 2007-2009 yılları arasındaki ortalama yüzde 2’lik seviyesine düşecek. Net portföy yatırımlarının 2005’teki yaklaşık yüzde 6’lık düzeyinden 2006-2009 yılları arasındaki yüzde 2’den az düzeyine düşmesi bekleniyor. Bu senaryonun gerçekleşme olasılığı, ciddi bir şekilde yatırım ikliminin çekiciliğine, reel faiz oranlarının düşmesine ve sürekli piyasa ve tüketici güvenine bağlıdır.

Dış finans kaynaklarına sürekli erişim, yukarıda tanımlanan finansal yapının başarılmasında yüksek öneme sahiptir. Bu nedenle dış açıklar yakından izlenmelidir. Ticaret açığında daha ileri bir büyüme, 2007-2009 yılları arasındaki istikrar için potansiyel bir zorluk oluşturabilir. Ancak makroekonomik tahminler genelde gerçekçi görünmektedir. Makroekonomik tahminler, büyük ölçüde programda sunulan istikrar hedefli politika karışımıyla aynı çizgidedir ve Avrupa Komisyonu’nun 2006 sonbaharındaki tahminleriyle büyük ölçüde uyuşmaktadır.”

MALİ KONSOLİDASYONDA DİKKATE DEĞER ÇABA GÖSTERİLDİ

Raporda “Türkiye mali konsolidasyonu sağlamak için dikkate değer bir çaba göstermiştir, fakat yüksek nitelikte mali düzenlemeleri gerçekleştirmek, AB yolundaki ana zorluklardan olacaktır” ifadesi yer aldı.

2006 baharında Türk ekonomisinin finansal piyasa çalkantılarıyla karşı karşıya kaldığı, bunun döviz piyasasında da çalkantıya ve enflasyonist baskıda artışa neden olduğu belirtilen raporda, “Yetkililer mali disiplin ve sürekli güçlendirme çabaları içinde uygun ve sağlıklı tepkileri verirken ekonomi güçlü bir şekilde büyüme yolunda olmuştur. KEP’in makroekonomik tahminleri, açıklanan politikalar ve olumlu dış koşullar çerçevesinde güven uyandırıcı olarak görülmektedir” denildi. Raporda şu saptamalar yer aldı:

"-Programın sürekli mali konsolidasyon ve istikrar hedefli parasal politikaları, önemli dış dengesizliklerden kaynaklanabilecek artan zorlukları karşılamak için yeterlidir. Orta vadede kamu harcamalarında azalmaya yönelik öngörüler olumlu karşılanırken Program, temel mali ve yapısal önlemler ve bunların geniş ve sistematik bir biçimde belirtilmeyen bütçe etkileri konusunda belirsiz kalmaktadır.
-Çalışma piyasası reformlarına, özellikle de ekonomik dönüşüm sürecinde istihdam meydana getirmeye ve devlet yardımlarının kontrolüne daha fazla önem verilmelidir.”

Son uyarı raporun “Katılım Ortaklığı ve ekonomik öncelikler” bölümünde de “Özellikle gelecek reform planları kayıtdışı ekonomi, istihdam piyasası ve eğitim reformları açısından göreceli olarak daha az yer almıştır” şeklinde yer aldı.

Raporun “Son makroekonomik gelişmeler” başlıklı bölümünde de “KEP Türkiye’de yönetimin güçlü kurumsal ve analitik kapasitesinin kanıtını oluşturmaktadır” denildi.

AVRUPA KOMİSYONU VE TÜRK KEP’İNİN 2007 TAHMİNLERİ

Rapordaki bir tabloya göre Avrupa Komisyonu birimleri ve Türkiye’deki katılım öncesi ekonomik programı hazırlayanlar 2007 yılındaki ekonomik gelişmeleri şöyle tahmin etti:

Avrupa Komisyonu Birimleri Türkiye KEP

Reel GSYH (% değişim) 6.4 5.0
Nihai iç talep 8.0 4.3
Stoklar -1.3 0.0
Mal ve hizmetlerde dış denge -0.3 0.9
İstihdam (% değişim) 1.9 1.5
İşsizlik oranı (%) 9.1 9.8
GSYH deflatörü (% değişim) 8.0 7.0
Tüketici fiyatlarıyla enf. (%) 8.6 7.1
Cari işlem dengesi
(GSYH’nın yüzdesi) -7.2 -7.4

Türkiye’nin 2009’a kadar öngördüğü ekonomik politikaları içeren KEP’in, AB Komisyonu’nun 2006 sonbaharındaki tahmin sonuçlarıyla genelde uyuştuğu belirtilirken, sektörler itibarıyla şu görüşlere yer verildi:

Reel Sektör: Türkiye yıllık yüzde 5.5 büyüyecek. Büyümenin temelde özel tüketim ve yatırımdan kaynaklanacağına inanılıyor. Program istihdam yaratma konusunda 2005’ten daha kötümser ve bunun için, yıllık ortalama yüzde 1 ¾ istihdam artışı bekleyen Komisyon’la büyük ölçüde aynı çizgide.

Dış Sektör: Program, cari işlemler açığında, IMF’ye, 2006-2009 döneminde 8 milyar euro dolayında önemli ödeme taahhüdü dahil, herhangi bir zorluk beklemiyor.

ENFLASYONDA HEDEF AB’YE KATILIM ANINA KADAR AB ORTALAMASI

Para ve döviz politikası: Serbest dalgalanan döviz rejimi varlığını sürdürecek. Şu ana değin yapılan müdahaleler aşırı döviz kuru çalkantısını yumuşatma ve rezervleri güçlendirme amacını güdüyordu. 2006 yılının ikinci yarısında enflasyon yeniden düşüşe geçti.

Enflasyonda azalmaya katkıda bulunan en önemli faktörler, Mayıs-Haziran 2006 finansal türbülanslarını izleyen dönemde uygulanan sıkı para politikası sonucu ekonomiye olan güven artışıdır. Programdaki gelir politikası azalışa katkıda bulunan bir diğer etken. Kronik enflasyonu kalıcı olarak düşürme hedefi, üyelik zamanına kadar AB ortalamalarıyla uyum sağlamayı hedefliyor.

Bütçe hedefleri: Türk mali politikasının genel hedefi sürdürülebilir bir büyüme ortamını yerleştirmek, aynı zamanda da dezenflasyonu desteklemek. Bu açıdan sağlıklı faiz dışı fazla, sadece dezenflasyona değil aynı zamanda borcun sürdürülebilmesine katkıda bulunacak ana mali araç. Önceki yıllarda olduğu gibi Belge, bu hedeflerin nasıl başarılacağını büyük ayrıntılarla tanımlamamaktadır, bu nedenle saydamlıkta noksanlık vardır.

Hedefler ve düzenlemeler: Türkiye, AB’ye katılıma hazırlanmak ve AB gelir düzeyini yakalamak için bütçesinde, örneğin eğitim yatırımları ya da altyapı harcamalarının artırılması ve düşük vergiye fırsat oluşturmak amacıyla kamu harcamalarına etkinlik kazandırmalıdır. 2007’de genel seçimler yapılacak, mali kayma riskleri önemli.

Programın dönemsel ayarlanmış bütçe hesaplarına göre, mali politika tarafsız kalacaktır. Türkiye’nin sosyal güvenlik sistemi, Türkiye’nin mali durumunun iyileştirilmesi açısından son derece önemlidir. Eğitim GSYH’nın oranı olarak uluslar arası karşılaştırmalara göre düşük biçimde fonlanmıyor, ancak verim ve etkinliği düşüktür. Türkiye’nin, AB’yle gelir uyumunda ve AB çalışma piyasasındaki nihai entegrasyonunda başarı elde etmek istiyorsa, sektörün önemli finansal, insani ve maddi kaynaklarını; tüm öğrencilerin temel eğitimlerini tamamlamasına, okula kayıt-devamı sağlamaya, öğrenim kalitesini yükseltmeye, orta öğretim kayıt-bitirme oranlarını artırmaya ve öğrencilerin okuldan istihdama yönelmelerine daha iyi odaklamaya ihtiyacı vardır.

Kamu finansmanının sürdürülebilirliği: Türkiye’nin durumu AB Aday Ülkesi olmasından bu yana dramatik bir biçimde değişmektedir. Reformların tam olarak uygulanması halinde bile, Türkiye, yaşlanmış bir nüfusun maliyetini tam olarak karşılayamayacaktır. Yeni ve sorumlu bir sosyal güvenlik sisteminin getirilmesi ve daha genel olarak emekliliğin gelecekteki maliyeti ve sağlık bakım sistemleri; son derece dikkatli bir şekilde takip edilmelidir. ANKA

Kaynak: www.abhaber.com ... »

04.07.2007 704
AB Dönem Başkanı Portekiz: ''Müzakerelerin amacı tam üyeliktir''

Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı’nı 1 Temmuz itibariyle Almanya’dan devralan Portekiz, Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerini desteklediğini ve ileri götürmek istediğini duyurdu. Portekiz ayrıca müzakerelerin amacının tam üyelik olduğunu da vurguladı.

AB Dönem Başkanı Portekiz’in Ankara Büyükelçiliği, Dönem Başkanı sıfatıyla ilk resmi açıklamasını yayınladı. Portekiz’in bu sıfatı üçüncü kez aldığı kaydedilen açıklamada, Avrupa Birliği’nin daha güçlü, daha donanımlı olması ve dönemin sorunlarıyla başa çıkabilmesi, Avrupalı vatandaşların beklentilerini karşılayabilmesi gerektiği ifade edildi. Açıklamada, Portekiz’in AB Dönem Başkanlığı sırasındaki sloganının “Daha iyi bir dünya için daha güçlü bir Birlik” olduğu belirtildi.

Portekiz’in Dönem Başkanlığı’ndaki önceliklerinin, kendisinden önceki dönem başkanı Almanya ve kendinden sonra bu görevi devralacak olan Slovenya ile birlikte 18 aylık bir dönemi kapsaması için kararlaştırıldığı belirtilen açıklamada, bu hedefler, “Birliğin geleceği, Lizbon Stratejisi, Özgürlüklerin güçlendirilmesi ile Dünya ve Avrupa’da adalet ve güvenliğin arttırılması” şeklinde sıralandı. Portekiz Büyükelçiliği, Avrupa Anayasası konusunun da ana öncelikleri olduğunu duyurdu.

TÜRKİYE’YE DESTEK

Portekiz Büyükelçiliği tarafından yapılan açıklamada, Fransa’da Nicholas Sarkozy’nin cumhurbaşkanı seçilmesi ardından Türkiye aleyhine atılan adımların aksine Türkiye’ye destek mesajı da verildi. Açıklamada, Portekiz’in Dönem Başkanlığı sırasında Türkiye ve Hırvatistan’ın müzakere sürecini desteklemeye ve bu süreci ileri götürmeye kararlı olduğu ifade edildi. Açıklamada, müzakerelerde ortak amacın tam üyelik olduğuna da vurgu yapıldı. ANKA

Kaynak: www.abhaber.com ... »
Ergebnisseiten: 1-10  11-20  21-30  31-40  41-50  51-60  61-70  71-80  81-90  91-100  101-110  111-120  121-130  131-140  141-150  151-160  161-170  171-180  181-190  191-200  201-210  211-220  221-230  231-240  241-250  251-260  261-270  271-280  281-290  291-300  301-310  311-320  321-330  331-340  <<  341  [342]  343  344  345  346  347  348  349  350  >>  351-360  361-370  371-380  381-390  391-400  401-410  411-420  421-430  431-440  441-450  451-460  461-470  471-480  481-482  
Gehe zum Eintrag Nr.  
Top
Mustafa Kemal Atatürk
... is turkish vision!
Home | Kontakt | Anmelden
Besucher: 14178050 (Heute: 4325)