Atatürk www.turkishvision.com
Home | Kontakt | Anmelden EnglishEnglish | TürkçeTürkçe | DeutschDeutsch
Home
Schreiben Sie Ihre Meinung hier >>>
Blogs
Aktuell
Anmelden
Registrierung
Passwort anfordern
Seite empfehlen
Kontakt
Email
Über uns
Suche
Monday, 22. January 2018
Aktuell

03.07.2007 693
Alman cezaevinde bir Türk daha intihar etti

Türkiye’nin Ceza İnfaz Yasası’nı aldığı ve insan hakları alanında ölçü kabul edilen Almanya’da Frankfurt Cezaevi’nde önceki gün intihar ederek hayatını yitiren Maraş Pazarcıklı Mustafa Alçalı ile birlikte, bugüne kadar intihar ederek veya öldürülerek hayatını yitiren Türk vatandaşı sayısı 77’ye yükseldi.

Frankfurt Savcılığı’nın Alçalı’nın intiharı ile ilgili soruşturma başlattığı öğrenilirken, Türkiye Cumhuriyeti Frankfurt Başkonsolosluğu yetkilileri de Alman makamlarından sınır dışı edilmek üzere hücrede bulunan bir kimsenin nasıl olup da kendini öldürebildiği konusunda bilgi istedi.

16 yıldır Almanya'da ilticacı olarak bulunan ve herhangi bir suç işlemediği halde Türkiye'ye iade edilmek üzere tutuklanarak hapishaneye konulan Maraşlı Mustafa Alçalı'nın ölüm nedeni ailesini yasa boğarken, Alçalı'nın bir süre önce 16 Mayıs tarihinde evlendiği belirlendi. Buna rağmen Almanya'da geçerli oturma ve çalışma izni alamayan Mustafa Alçalı'nın yabancılar dairelerinin tutumu sonucunda ruhi bunalıma girdiği ve tedavi gördüğü bildirildi. Alman tacizci Marcus'u günlerdir manşetlerine taşıyan medya ise ülkede son 20 yılda 77 Türk mahkumun cezaevlerinde öldüğü olgusunu görmezden gelerek, Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkileri zedeleyecek yayınlarını sürdürüyor. En son ölüm vakasının yaşandığı Frankfurt Cezaevi'nin bulunduğu Frankfurt'ta hizmet veren Frankfurt Başkonsolosluğu yetkilileri, son ölüm olayından duydukları üzüntüyü dile getirirken, eyaletteki cezaevi ölümleri ile ilgili Zaman'ın sorularını da cevapladılar. Frankfurt'un bağlı bulunduğu, Hessen Eyaleti Adalet Bakanlığı'ndan yazılı olarak cezaevi ölümleri ile ilgili geçtiğimiz yıllarda bilgi istendiğini hatırlatan Türk yetkililer, eyalet kapsamında son on yılda toplam 4 mahkumun veya tutuklunun intihar, bir mahkumun hastalık, iki mahkumun ise diğer mahkumlar tarafından öldürülerek hayatını yitirdiğini bildirdiler. Bu verilere göre Almanya'nın sadece Hessen eyaletinde son on yılda 7 mahkum hayatını yitirmiş oldu. Almanya'da 16 eyalette bulunan hapishanelerde beş bin dolayında Türk mahkum bulunuyor. Konu ile ilgili bilgisine başvurduğumuz Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Almanya'nın Viyana sözleşmesini katı uygulayan bir ülke olduğunu hatırlatarak, "Bu ilke Almanya'da katı uygulanıyor. Alman makamları milliyetlere göre ölüm istatistiği tutmadıklarını söylüyorlar. Bir Türk mahkum veya tutuklu hapse düştüğünde kendisine bir belge imzalatıyor. Eğer bu belgede mahkum veya tutuklu, hapishanede bulunduğu ya da ölümü halinde Türk makamlarının bilgi verilmesini baştan talep etmemiş ise bu ölümler bize bildirilmiyor. Ölen kişi Türk vatandaşı bile olsa Türk makamları cezaevindeki şüpheli ölüm ve intiharları bilemiyorlar. Bu nedenle cezaevlerinde 77 vatandaşımızın ölmesi, sadece bize bildirilen ölümlerle sınırlı bir bilgi. Gerçek rakam bu sayının üzerinde." dediler. Türk Dışişleri Bakanlığı'nın 1988 yılından bugüne kadar tuttuğu kayıtlara göre Almanya'da 77 Türk vatandaşı Alman cezaevlerinde veya gözaltında hayatını yitirdi. Böylece, cezaevi ölüm kayıtlarının tutulmaya başladığı 1988 yılından sonra ilk kez Dortmund Cezaevi'nde 13 Aralık 1989 tarihinde Necmettin Candemir isimli vatandaşımızın ölümü ile hazırlanan ölüm listelerine 27 Haziran 2007 günü Maraşlı Mustafa Alçalı'nın eklenmesi ile bu sayı şimdilik resmen 77'ye ulaşmış oldu.

Özel cezaevleri ve koşulları

Beş tip cezaevinin bulunduğu Almanya'da bazı kapalı cezaevleri geleneksel olarak "özel cezaevi" statüsünde. Cinayet suçlarından hükümlü olanlar ile terör ve şiddet eylemlerinden hükümlü olanlar "özel cezaevlerine" gönderiliyor. Hessen'de Praungesheim, Stammheim, Kuzey Ren Vestfalya'da Ossendorf, Baden-Wüttemberg'de Bruchsal gibi cezaevleri özel tip cezaevleri. Almanya'da mahkumların hayat koşulları cezaevi yönetimi tarafından hazırlanan "cezaevi yönetmeliği" ile belirleniyor. Bazı cezaevlerinde tutuklu ve hükümlüler televizyon ve video seyredebilirken, bazı cezaevlerinde mahkumun müzik kaseti dinlemesi ve cezaevine kaset girişi yasaktır. Hemen tüm cezaevlerine dışarıdan et mamulü yiyecekler sokulması ve bazı meyve çeşitlerinin girişi yasaktır. Yabancı mahkumların hemen tamamı "kapalı cezaevlerinde" cezasını çeker. "Açık cezaevinde" mahkumiyet yabancı mahkumlar için sadece "teorik" bir imkandır. Türk avukat Adnan Menderes Erdal, mahkumiyetin bitiminin ardından yabancıların sınır dışı edileceği düşüncesinin, yabancı mahkumların açık cezaevine geçmelerine en büyük engel olduğuna inanıyor. Avukat Erdal, "Yabancılar için eğitim öğretim imkanlarından yararlanılabilen açık cezaevleri sadece teorik bir imkandır. Bu mahkumlar bir gün ülkesine geri gönderileceği için onların topluma rehabilitasyonu, kendilerini geliştirmeleri gibi hususlar göz önünde bulundurulmaz." görüşünde.

Hücre cezası

Almanya'da Türkiye'de olduğu gibi koğuş sistemi yok. Koğuşların yerine mahkumlar cezalarını bir ila beş kişilik hücrelerde çekerler. Sanık, cezasının kesinleşmesi ile birlikte, mahkumiyetini çekeceği cezaevine gönderilir. Cezanın uygulanma şeklini cezaevi yönetimi, yargı ile birlikte belirler. Mahkum önce "gözetim koğuşuna" alınır. Burada bir süre kalan mahkumun özellikleri ve sabıka kaydı dikkate alınarak mahkum, cezasının geri kalan kısmını iki ila beş mahkumun kaldığı hücrelerde çeker. Gözetim koğuşunda eğer mahkum "şiddete eğilimli", "saldırgan" olarak nitelendirilirse cezasını "tek kişilik hücrede" çeker. Mahkumun cezaevine sevkinde, savcının talebi üzerine mahkum cezasını hücrede çekmek zorunda kalabilir. Mahkumun "tek kişilik hücre cezasına" iki kez itiraz hakkı vardır. Alman cezaevlerinde tek kişilik hücreler 12, çift kişilikler 16, üç kişilik hücreler ise 30 metrekare dolayındadır.

Alman Hakimler Birliği Başkanı: Marco olayında Türkiye'nin yanlışı yok

Antalya'da tatildeyken 13 yaşındaki bir İngiliz kıza cinsel tacizde bulunduğu gerekçesiyle gözaltına alınan ve 2,5 aydan fazladır Antalya Cezaevi'nde tutuklu bulunan 17 yaşındaki Alman genci Marco Weiss'ın durumuyla ilgili Alman Hakimler Birliği Başkanı Christopher Frank'tan önemli bir açıklama geldi. Aynı zamanda Freiburg Yüksek Mahkeme hakimi olana Frank, Alman siyasilerin devreye girerek Weiss'ın serbest bırakılmasını talep etmelerinin yanlış olduğunu söyledi. Almanya'nın önde gelen haber dergilerinden Der Spiegel'e konuşan Frank, "Alman siyasilerin konuya yanlış yaklaştıklarını" vurgulayarak, "Olay aynı şekliyle Almanya'da olsaydı. Burada yapılacak şey yine Türkiye'de yapılanla aynı olurdu." ifadelerine yer verdi. Alman Hakimler Birliği Başkanı, "13 yaşındaki bir kızın cinsel temasta rızası olmuş olsa bile, böyle bir olayın mahkemeye intikal etmesi durumunda süreç aynıyla Türkiye'deki gibi işletilirdi. Türkiye'nin bu konuda herhangi bir yanlışı yoktur. Gencin serbest bırakılmayıp dava sonuçlanana kadar gözaltında tutulması doğrudur." dedi. Christopher Frank, Alman medyası ve siyasilerinin olaya taraflı yaklaştığı tespitinde bulunarak, "Bizde de suçlanan taraf yurtdışına çıkması dikkate alınarak gözaltı hapsine alınırdı. Türkiye'nin bunda yaptığı yanlış bir şey yok. Alman tarafının tutumu hatalı." yorumunu yaptı.

Kaynak: www.eurozaman.com ... »

03.07.2007 692
Özdemir zum Fall Marco W. - "Populismus im Nebenfach"

Jetzt mischen sich auch erste Europa-Abgeordnete in die Debatte um den 17-Jährigen ein. Doch während Cem Özdemir Populismus-Vorwürfe erhebt, kämpft Marco um seinen Schulabschluss.

Der Europa-Abgeordnete Cem Özdemir hat das Vorgehen der Türkei im Fall des 17-jährigen Marco W. verteidigt. "Die Vorgehensweise der türkischen Justiz, die ich in der Vergangenheit mit gutem Grund auch schon oft genug kritisiert habe, entspricht in diesem Fall europäischen und rechtstaatlichen Normen", schrieb der Grünen-Politiker in einem Beitrag für die in Dresden erscheinende Sächsische Zeitung.

Der türkische Paragraph 103, der sexuelle Kontakte mit Kindern unter 14 Jahren unter Strafe stellt und nun Grundlage der Anklageerhebung gegen Marco W. ist, sei bereits im Jahr 2005 entsprechend an EU-Normen angepasst worden. Auch in Deutschland handele es sich dabei um ein strafbares Delikt.

Özdemir griff in diesem Zusammenhang den Chef der Unionsfraktion im Bundestag, Volker Kauder, an, weil dieser wegen des Falls Marco W. den EU-Beitritt der Türkei öffentlich in Frage gestellt hatte.

"Kauder kennt das deutsche Strafrecht, er hat Jura studiert. Im Nebenfach hat er offenbar Populismus belegt", schrieb Özdemir.

"Dieser öffentliche Druck und die Kommunikation der beteiligten Parteien über die Medien hat Marco W. mehr geschadet als geholfen und verhindert, dass der Fall möglicherweise über diplomatische Kanäle zügig geklärt werden konnte."

Es sei daher nicht verwunderlich, dass türkische Vertreter nun öffentlich an die Unabhängigkeit ihrer Justiz erinnerten und sich irritiert fragten, was sie denn nun schon wieder falsch gemacht hätten.

Während sich deutsche Politiker gegenseitig Vorwürfe machen, denkt man in Marcos Heimatstadt Uelzen über die schulische Zukunft des 17-Jährigen nach.

So muss der seit Monaten in der Türkei inhaftierte Schüler Marco W. möglicherweise die wegen seines Gefängnisaufenthalts versäumten Prüfungen für den Realschulabschluss nicht nachholen.

Der Sprecher des niedersächsischen Kultusministeriums, Georg Wessling, sagte laut Bild-Zeitung: "Bei Gründen, die der Schüler nicht selbst zu verantworten hat, besteht die Möglichkeit, einen Realschulabschluss auch ohne Prüfung zu erteilen."

Falls es allerdings ein rechtskräftiges Urteil geben werde, "müssten wir dieses genau anschauen". Die Möglichkeit, den Abschluss im Gefängnis nachzuholen, habe Marco W. nicht, sagte Wessling. "Es wäre auch unfair, da er sich in einer Gemeinschaftszelle nicht optimal vorbereiten kann."

(AFP, AP)

Quelle: www.sueddeutsche.de ... »

03.07.2007 691
Büyükanıt: Terör mücadelemize destek yok

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Ortadoğu ve Avrupa'daki ulus ötesi bağlantılarından beslenen ve Irak'ın kuzeyindeki kaotik durumdan faydalanan PKK/Kongra-Gel adlı terör örgütünün Türkiye'deki terörist eylemlerini sürdürdüğünü belirterek, ''Biz bu terör örgütüyle mücadelemizi sürdürürken ve bu mücadelede uluslararası işbirliği beklerken, karşılaştığımız bazı durum ve tavırları anlamakta güçlük çekmekteyiz'' dedi.

Genelkurmay Başkanlığı'nın ev sahipliğinde düzenlenen ''İpekyolu-2007 General/Amiral Semineri'' Antalya'nın Serik ilçesine bağlı Belek'te başladı. Seminerin açılışında konuşan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, konuşmasının önemli bölümünü, terörist faaliyetlerle mücadele ve bu konudaki uluslararası işbirliğinin önemi konusuna ayırdı. Orgeneral Büyükanıt, terörizmin kasıtlı ve siyasal amaçlı bir şiddet, insanlığa karşı işlenen bir suç olduğunu vurguladı.

Büyükanıt, terörizmin etnik ve dine dayalı çatışmaları toplum içindeki ideolojik ayrılıkları ve her çeşit istikrarsızlığı kullandığını, eylemlerini meşrulaştırma mekanizmasını da bu gerekçelere dayandırdığını kaydetti. Küreselleşen dünyada terörizmin daha küresel, terörist örgütlerin teşhisi daha zor ve terörist eylemlerin daha ölümcül bir hal aldığına dikkati çeken Büyükanıt, şöyle konuştu:

''Bugün neredeyse tüm ülkeler, terörist tehdidin büyüklüğünü ve terörizmle mücadelede uluslararası işbirliğinin gerekliliğini kabul etmektedir. Ancak terörizmle mücadelede kararlı bir uluslararası işbirliğinin önünde ciddi bir takım engeller bulunmaktadır. Bu engellerden biri, ulusların hangi eylemin terörist eylem olduğu konusunda bir türlü anlaşamamalarıdır. Bu gerçek, ne yazık ki uluslararası işbirliğini engellemekle kalmamakta, aynı zamanda terörizmin gelişmesi için de uygun bir zemin yaratmaktadır.''Orgeneral Büyükanıt, bunun yanı sıra terörizmle mücadele yöntemlerini geliştirmede farklı yaklaşımların hala önemini muhafaza ettiğine değindi.Hiçbir ulusun siyasi ya da ideolojik hiçbir düşünceyi terörist eylemleri savunmak için bir gerekçe olarak gösteremeyeceğinin altını çizen Büyükanıt, bugün pek çok uluslararası ve hükümet dışı organizasyonun terörizmin ağına düştüğünü vurguladı. Büyükanıt, ''Maalesef teröristlerin haklarını savunan pek çok hükümet dışı organizasyon bulunmaktadır. Ancak terörizmi araç olarak kullanan hiçbir amaç meşru olarak kabul edilemez. Bu bağlamda size iyi bilinen hukuki bir vecizeyi hatırlatmak istiyorum: Doğrular yanlışlardan elde edilemez'' diye konuştu.

TERÖRÜN BUMERANG ETKİSİ

Orgeneral Büyükanıt, terörizmle uluslararası mücadelenin önündeki bir diğer engelin de terörizme devlet desteği olduğuna işaret etti. Terörizmin hedefinin tek bir toplum, kültür ya da medeniyetten ziyade insanlık ve uygarlığın bütünü olduğuna değinen Büyükanıt, ''Terörü desteklemek ya da başka ülkelere yönelmiş terörist faaliyetler karşısında sessiz kalmak, ulusal politikaların bir parçası olarak görülmemelidir. Küreselleşme çağında duvarlar o kadar saydam ki teröristlerle kurulan hiçbir ilişki sır olarak kalmamaktadır'' dedi. Orgeneral Büyükanıt, unutulmaması gereken bir diğer hususun da terörizmin ''bumerang etkisi'' olduğunu bildirdi. Bir dış politika aracı olarak kullanılması halinde terörün ''bumerang etkisinin ortaya çıkacağını'' ifade eden Büyükanıt, bir ülkenin herhangi bir yerde teröre müdahil olması halinde farkında olmadan kendi ülkesinde de terörizme zemin hazırlamakta olduğunu hatırlattı. Büyükanıt, ''Zira bugün terörizm tamamıyla küresel bir tehdit halini almıştır. Hiçbir ülke kendi topraklarında barış ve güvenliği, diğer ülkeleri hedef alan terörist tehdidi göz ardı etmek suretiyle sağlayamaz. Bu nedenle terörizmle mücadelede ortak bir anlayışa dayanan uluslararası işbirliği hayati önem arz etmektedir'' diye konuştu.

''HAYALKIRIKLIĞI''

Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, Türkiye'nin yılladır terörizmle mücadele ettiğini hatırlatarak, bugüne kadar binlerce vatandaşın PKK terörü yüzünden hayatını kaybettiğini, yaralandığını veya sakat kaldığını bildirdi.

Büyükanıt, PKK terör örgütünün bugün dahi Türkiye'nin güneydoğusundaki dağlarda değişik usul ve yöntemler kullanarak alçakça saldırılarına devam ettiğine işaret etti.

Terör örgütünün saldırılarını en çok, mayın ve el yapımı patlayıcılar kullanarak gerçekleştirdiğini belirten Büyükanıt, şunları söyledi:''Bunlar sadece güvenlik güçlerine değil, sivil halka da zarar vermektedir. Ortadoğu ve Avrupa'daki ulus ötesi bağlantılarından beslenen ve Irak'ın kuzeyindeki kaotik durumdan faydalanan PKK/Kongra-Gel, Türkiye'deki terörist eylemlerini halen sürdürmektedir. Biz bu terör örgütüyle mücadelemizi sürdürürken ve bu mücadelede uluslararası işbirliği beklerken, karşılaştığımız bazı durum ve tavırları anlamakta güçlük çekmekteyiz. Bu tavırlar sadece bizi hayal kırıklığına uğratmakla kalmamakta, daha iyi işbirliğinin gerektiği terörle mücadelenin temel esasını oluşturan anlayışa da ciddi biçimde zarar vermektedir.''

''YENİ TAKTİKLER''

Orgeneral Büyükanıt, terörizmle mücadelede kararlı bir uluslararası işbirliği yolunda zaman kaybettikçe teröristlerin de birbirlerinden yeni şeyler öğrenip, yeni taktikler geliştirmiş olarak ortaya çıktıklarını vurguladı. Büyükanıt, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bu nedenle, her ülkeden, her türlü terör örgütünü hiçbir ayrıma tabi tutmaksızın, ortak hedef olarak tanınmasını ve 'senin teröristin - benim teröristim' yaklaşımlarını bir kenara bırakarak, hepimizin değerlerine, yaşamına ve istikrarına karşı olan tek bir terör türünün olduğunu kabul etmesinin önem ve gerekliliğini bir kez daha vurguluyorum. Bu platformda bir hususu daha belirtmek istiyorum; terörle mücadele, bütün ortaklık programlarında temel işbirliği alanlarından birisi olmalıdır. Tüm ortaklarla birlikte müşterek bir terörle mücadele stratejisi belirlenmeli ve kararlı bir şekilde uygulanmalıdır. Bu kapsamda küresel boyutta, NATO'nun temas ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmesini anlamlı bulduğumu ve desteklediğimi ifade etmek isterim.''

''YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ''

Büyükanıt, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün ''Yurtta barış, dünyada barış'' özdeyişiyle hayat bulan geleneksel dış politikası gereği Türkiye'nin her nerede ihtiyaç duyuluyorsa barışı tesis etme çabalarına katkıda bulunmaya devam edeceğini bildirdi.

İçinde bulunulan asimetrik tehditler çağında hiçbir ülkenin terörizme karşı kendisini güvenlik içinde düşünemeyeceğini anlatan Orgeneral Büyükanıt, şöyle konuştu:

''Atatürk'ün 'Bütün insanoğlunu bir vücut ve ulusları onun birer organı gibi düşünmeliyiz. Herhangi bir parmaktaki acı tüm vücutta hissedilecek' özdeyişine benzer bir şekilde bugün, içerisinde yaşadığımız ve ülkelerin birbirine azami bağımlı hale geldiği dünyamızda en ücra köşedeki bölgesel bir çatışmanın tüm dünyayı derinden etkileyebileceği kaçınılmaz bir gerçektir.''

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, ''NATO ittifakı ile Avrupa-Atlantik Ortaklık Konseyi, Akdeniz Diyaloğu, İstanbul İşbirliği Girişimi ve Temas Ülkeleri arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinde, ortaklık, diyalog ve işbirliği politikalarının ne kadar gerekli olduğu ortadadır'' dedi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, bu yılki seminerin ana konusunun, ''2008 Zirvesi Öncesinde Riga Zirvesi Sonuçlarına Göre NATO'nun Ortaklık Programlarının ve Temas Ülkeleri ile Olan İlişkilerin Geleceği'' olarak belirlendiğini bildirdi. Bu konunun Riga Zirvesi'nde elde edilen ana sonuçlardan birini ele alarak incelemek maksadıyla seçildiğini belirten Büyükanıt, ''Hatırlayacağınız gibi ittifak ülkeleri zirve görüşmelerinde, arzu eden diğer ülkelerle belirlenen konular temelinde, NATO'nun etkin olarak birlikte çalışma yeteneklerinin güçlendirilmesini kararlaştırmışlardır'' diye konuştu.Büyükanıt, zirve sonuçları temelinde NATO'nun ortaklık programlarıyla ilgili bazı düşüncelerini paylaşmak istediğine değinerek, bu suretle seminer esnasında yapılacak tartışmalar için uygun bir zemin oluşturmak istediğini ifade etti. Orgeneral Büyükanıt, şunları söyledi:

''NATO ittifakı ile Avrupa-Atlantik Ortaklık Konseyi, Akdeniz Diyaloğu, İstanbul İşbirliği Girişimi ve Temas Ülkeleri arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinde, ortaklık, diyalog ve işbirliği politikalarının ne kadar gerekli olduğu ortadadır. NATO'nun Barış İçin Ortaklık (BIO) Programı ele alındığında, programa dahil 10 ülkenin NATO'ya tam üye olarak kabul edilmesini sağlamakla kendi başarısını ispat ettiğini söylemek mümkündür. Son olarak üç yeni ülkenin (Bosna Hersek, Karadağ ve Sırbistan) BIO Programı'na dahil edilmesi ve 2008 yılında daha fazla ülkenin sözkonusu programa katılmaya davet edilmesine yönelik niyet beyanları, uzun vadede özellikle Balkanlar'da sürdürülen güvenlik ve istikrarı sağlama çabalarına önemli ölçüde katkı sağlayacak, buna ilave olarak, yoğun diyaloğun genişletilmesi, Kafkaslar'daki işbirliği imkanlarını artırabilecek ve bölgedeki barış ortamını daha fazla güçlendirebilecektir. Türkiye, BIO Programı'nın sahip olduğu dinamik niteliğini muhafaza etmesinin de yeni gelişmelere karşı kendisini hazır bulundurmasının gerekli olduğuna inanmaktadır. Bu vesileyle bugün aramızda bulunan, yeni BIO üyesi ülkelerden Bosna Hersek, Karadağ ve Sırbistan'ın değerli temsilcilerini aramızda görmekten mutluluk duyduğumu belirtmek istiyorum. Aramıza hoşgeldiniz.''

AKDENİZ DİYALOĞU

Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, NATO'nun bir diğer işbirliği programı olan Akdeniz Diyaloğu'nun düzenli olarak gelişim gösterdiğini ve karşılıklı menfaatleri gerçekleştirme, birlikte sahiplenme, her bir ülke için uygulama farklılığı sağlama, bütünleyici olma ve sürekli gelişime açık olma gibi esaslara dayalı etkin bir ortaklık aracı haline getirildiğini kaydetti. Büyükanıt, şöyle konuştu:

''Bugün Akdeniz Diyaloğu'na üye olan ülkeler, silahlı kuvvetleri arasında işbirliği, terörizme karşı mücadele, sınır güvenliği, bir acil durum planlaması ve savunma reformu gibi konularda NATO ile kendi ülkeleri arasında ikili ilişki tesis etme imkanı veren Bireysel İşbirliği Programları'na dahil olma şansına kavuşmuşlardır. Bazı Akdeniz Diyaloğu ülkelerinin NATO barışı destekleme harekatlarına önemli katkılarda bulundukları dikkate alındığında birlikte çalışabilirlik yeteneklerinin geliştirilmesinin önemi ortadadır.''

Orgeneral Büyükanıt, diyaloğun sürekli gelişime açık olma niteliğiyle uyumlu olarak, üye ülkelerin seçecekleri belirli alanlarda Akdeniz Havzası'nın güvenliğine katkıda bulunabileceklerini de gözönüne alan Türkiye'nin NATO'nun bu politikasını şeffaf ve kapsayıcı bir anlayışla desteklediğini vurguladı. Büyükanıt, şöyle devam etti:

''Dikkatimizi Körfez bölgesine çevirdiğimizde, İstanbul İşbirliği Girişimi'nin geliştirilmiş Akdeniz Diyaloğu mantığını takip ettiği ve ortak ilgi alanlarına odaklandığını söyleyebiliriz. İstanbul İşbirliği'ni esasen politik bir girişim olarak görmek mümkün ise de sözkonusu girişimin uygulamaya yönelik askeri bir boyutunun olduğunu da değerlendirebiliriz.''

ORTAKLIK PROGRAMLARINDA BAŞARI

Orgeneral Büyükanıt, NATO'nun ortaklık politikalarında elde edilen başarıların, NATO ile daha yakın temas tesis etmek ve işbirliği imkanlarını geliştirmek isteyen diğer ülkeler için de dikkate değer bir ilgiyi ortaya çıkardığına işaret etti. Buna ilave olarak Temas Ülkeleri ile ilişkilerin geliştirilmesinin NATO'nun devam eden dönüşümü için bir gereklilik olduğunu da söylemenin mümkün olabileceğini kaydeden Büyükanıt, bu açıdan bakıldığında NATO ile aynı hedefleri paylaşan ve önemli askeri kabiliyetlere sahip olan Temas Ülkeleri ile NATO arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinin gereğinin ortada olduğunu belirtti.

Orgeneral Büyükanıt, ortaklık programlarının geliştirilmesi kapsamında üç günlük seminer süresince üzerinde durulacağına inandığı birkaç konu hakkında daha görüşlerini belirtmek istediğine değinerek, şöyle devam etti:

''Birinci konu, NATO Ortaklık Programları'nın coğrafi boyutuyla ilgilidir. Sadece coğrafya odaklı bir yaklaşımla NATO'nun amaçlarını gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceğini merak ediyorum. NATO'nun dünyadaki diğer ülkelerle daha yakın bir ilişki tesis etmesi NATO için uygulanması gereken bir seçenek mi, yoksa bundan da öte bir zorunluluk mudur?Bir diğer konu da NATO İşbirliği Programları'nın etkinliğinin daha iyi sonuçlar sağlayacak şekilde artırılmasıyla ilgilidir. Bugün NATO Ortaklık Programları birbiriyle örtüşen birçok işbirliği alanına sahiptir. NATO'nun küresel boyuttaki işbirliği gayretlerini yıpratmadan, uygulamada azami etkinlik ve verimliliği sağlamak için ne türlü tedbirler alınabilir?''

Orgeneral Büyükanıt, ele alacağı son konunun ise Akdeniz Diyaloğu ve İstanbul İşbirliği Girişimi Ülkeleri ile NATO arasındaki mevcut ilişkilerin muhtemel gelişimine ilişkin olduğunu vurguladı. Büyükanıt, şunları söyledi:

''Sizce bölge ülke kamuoylarındaki NATO ile ilgili mevcut önyargıları ortadan kaldırmadan bu ilişkilerin geliştirilebilmesi için uygun ortam oluşturulabilir mi? Bölge ülkelerindeki işbirliği ve güven duygusunu artırmak için ne yapılmalıdır? Seminer süresince bu ve buna benzer bir kısım sorulara uygun cevaplar bulmamız halinde Ortaklık Programları'nın geliştirilmesi konusunda önümüzdeki NATO Zirvesi için çok değerli girdiler sağlayabileceğimizi düşünüyorum.''

Türk Silahlı Kuvvetleri Barış İçin Ortaklık Eğitim Merkezi (BIOEM) Komutanlığı tarafından gerçekleştirilen seminere NATO ve Avrupa Birliği Askeri Komite Başkanları ile NATO, Barış İçin Ortaklık Akdeniz Diyaloğu, İstanbul İşbirliği Girişimi ve Temas Ülkeleri'nden aralarında genelkurmay başkanı, savunma bakanları, general, amiral ve büyükelçilerin de bulunduğu 80'in üzerinde konuk katılıyor.

Seminerin bu yılki konusu, ''Riga Zirvesi Sonuçları ve 2008 Zirve Hazırlıkları Kapsamında NATO Ortaklık Programlarının ve NATO'nun Temas Ülkeleriyle İlişkilerinin Geleceği'' olarak belirlendi.Seminer, 5 Temmuzda sona erecek. (AA)

Kaynak: www.sabah.com.tr ... »

03.07.2007 690
İngiliz tanıktan 'ÇUVAL' anıları

2003'te Süleymaniye'deki 'Çuval' baskınında ABD askerleri tarafından Türk Özel Kuvvetleri Komutanı sanıldı. Oysa sadece kayıp kızını arıyordu. İngiliz sanatçı Michael Todd, yaşadıklarını "Çuval" adlı kitapta anlattı.

Amerikan askerleri tarafından 4 Temmuz 2003'te Süleymaniye'de Türk askerleriyle birlikte tutuklanarak başına çuval geçirilen İngiliz pandomim sanatçısı Michael Todd, yaşadığı acı dolu günleri, Doğan Kitap tarafından piyasaya çıkarılan "Çuval" adlı kitapta anlattı.

İngiltere'de hayatını sunuculuk yaparak ve çocukları eğlendirerek kazanan Todd, kayıp kızını bulmak için gittiği Süleymaniye'de fotoğraf çerçevesi almaya çıktığı sırada "Çuval baskını"nı yaşadı. Amerikan 173. Hava İndirme Tümeni askerleri, onu Türk Özel Kuvvetleri Komutanı sanınca başına gelmeyen kalmadı. Todd, yaşadığı dehşet dolu günleri kitabında özetle şöyle anlattı:

Kayıp kızımı arıyordum

"...ABD'li askerlere İngiliz olduğumu, Süleymaniye'de kaldığımı, kayıp kızımı aradığımı ve çocuklara oyuncak dağıttığımı anlattım. Kimse ilgilenmedi. Beni hemen serbest bırakacaklarından emin olduğum için ABD askerlerinin yanında kendimi çok rahat hissediyordum. Orduya ait bir kamyonun içinde sessiz ve hareketsiz insanlar görüyordum. Hiçbiri hareket etmiyor, hepsinin başına birer çuval geçirilmişti. Onlar insan, hepsinin kafasında plastik çuvallar var ve elleri kelepçelenmiş."

Yumruk indirdi

"...Bana herhangi bir talimat vermediler, sadece sonradan öğrendiğime göre içinde Türk Özel Kuvvetleri'nin bulunduğu kamyonun içine fırlattılar... Kamyonun sıcak metal zeminine sert bir biçimde düştüm. Boğucu çuvalın altında, yarı karanlıkta hiçbir şey anlayamıyordum... 'Pislik torbası hacılar, çenenizi kapayın, çuvalları çıkarın da sizi iyice bir pataklayayım' ve buna benzer şeyler duydum. Amerikalıların küfürlerinin dışında da sesler duyuyordum... Bir askerin kamyona tırmandığını gördüm ve yumruğunu sol tarafımda duran adamın suratına indirdi. Çuvalı çıkarmamasını söyledi."

Aniden saldırıyorlar

"...Fırın-kamyonun içinde beklerken çok fazla konuşma duyuyorum, tüm yakarışlara kayıtsız kalıyorlar. Diğer adamlar su istiyor, ama anadilleri İngilizce değil. Aniden saldırıyorlar yanımızdaki askerler, kafalara vuruyorlar ve bağırıyorlar... Parmakları sürekli tetikteydi ve bıçaklarını gösteriyorlardı.... Bu çocuk sayılacak yaştaki askerler bazılarımızın El Kaideci olduğundan şüpheleniyorlardı."

Silahlarına mermi sürdüler

"...Yanımdaki adam çok acı çekiyordu, plastik kelepçeler ona eziyet ediyordu... Hepimiz öyleydik ama onun hayati tehlikesi vardı, çünkü ellerinin rengi değişmeye başlamıştı... Bu kadar El Kaide şüphelisi nereden çıkmıştı? Türkçe konuştuklarından emindim, bu mümkün değildi çünkü ABD ve Türkiye müttefikti... Kimse gülmüyordu. Herkes şaşkındı. Yanımda yatan adamla aramda bir yakınlık olduğunu hissettim, şükürler olsun ki adam sağdı ama pek iyi durumda değildi. İngilizcesi gayet iyiydi, bana milliyetimi sordu, kendisi Türktü, Ankaralıydı, aramızdaki bağ büyüdü... Kamyondaki diğer insanların da Türk olduğunu söyledi ama bazılarını tanımıyordu. Bizim konuşmamızdan nefret ettiler ve silahlarına mermi sürerek çenemizi kapatmamızı söylediler."

Ayakkabılarını atıyorlardı

"...Çuvalları başımızdan söküp aldılar. Süleymaniye'yi gördüm, anayolda gidiyorduk, herkes gözünü bize dikmişti; bizimle alay ediyor ve Amerikan askerlerini alkışlıyorlardı. Amerikan askerlerine el sallıyorlar ve gülümsüyorlardı, bize aşağılayıcı şeyler fırlatıyorlardı. Bazılarının ayakkabılarını savurduğunu ve tükürdüğünü gördüm. Neden başımızdaki çuvalları çıkarmışlardı? Bunu kasıtlı yaptıklarını şimdi anlıyorum, insanlar yüzlerimizi görüp tanımıştı ve böylece ABD iyi bir iş yaptığını Kürtlere göstermiş oluyordu." "...Duyduklarım şunlardı, bunları yazdığım için üzgünüm çünkü kötü laflar: 'Şu alçak bir daha çuvalını çıkarmaya kalkarsa onu delik deşik edeceğim', 'Şu alçaklardan birini süngülemek çok hoşuma gider', 'Çok üzgün görünüyorlar, sanki birazdan kafası kesilecek olan bir grup tavuğa benziyorlar!', 'Burayı biraz boşaltalım, kapıları kilitleyelim ve birkaçının kafasını keselim, bakalım kafaları kesilince ortalıkta koşabiliyorlar mı?'..."

Türk su verdi

"...Biri koluma dokundu ve su şişesiyle kafamdaki çuvalı dürttü. Çuvalı kaldırdım, komşum nazikçe bana su ikram ediyordu. Bu dostluğu asla unutmayacağım, o da en az benim kadar korkmuştu, benim gibi o da yaşamının en korkulu dakikalarını yaşıyordu ve bu Türk bana su ikram ediyordu, şişenin içinde çok az su kalmıştı, suyun hepsini içebilirdi ama bu suyu benim için ayırmıştı...
Bu Türkler kimdi? Hiçbiri gözüme 'tehlikeli teröristler' gibi görünmüyordu."

Türk komutan önsöz yazdı

Eski Türk Özel Kuvvetleri Süleymaniye Timi Komutanı Binbaşı Aydın E. de kitabın önsözünde, Todd'a hitaben duygularını şöyle dile getiriyor:

"... Bağdat. Ben ve arkadaşlarımın uzaylı olmadığını anladığın an. Biz de senin gibi çirkef bir Bizans oyununa kurban edilmiştik. Paylaştık. Artık seninle aynı dünyaya aittik. Gözlerimiz güvenli bakmaya başladı ve aynı lisanı konuşmamıza rağmen seni anlamamakta direnen ahmakların ait olduğun dünyaya kilometrelerce uzak kaldıklarına şahit oldun. İşte o an bana bir söz verdin. Zebanileri ahmaklardan oluşan cehennemden kurtulduğun gibi karşılaştığın rezil muameleyi tüm gerçekliği ile ulaşabildiğin her insana aktaracaktın. 2003'ten beri üzerine gordion düğümü kadar sağlam bir kilit vurduğum 4 Temmuz acısını seninle paylaşarak, temelinden çatısına kadar megalomanlık hastalığına yakalanmış bir toplumun sapkın egolarını diğer toplumlar üzerinde test etmesine seyirci kalmamak adına kaleme aldığın kitabına katkıda bulunabildiysem ne mutlu bana. Ne mutlu bana ki sözünün eri, cesur bir İngilizi tanıdım."

Kaynak: www.milliyet.com.tr ... »

03.07.2007 689
Albright: ABD iş dünyası bana Türkiye'yi soruyor

Eski ABD Dışişleri Bakanı Albright, TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu ile yaptığı görüşmede "Ekonominiz patlama yaptı. ABD iş çevrelerinde Türkiye'ye ilgi artıyor" diye konuştu..

Beşinci Dünya Odalar Kongresi'ne katılmak için Türkiye'ye gelen Bill Clinton dönemi ABD Dışişleri Bakanı Badlyn Albright, dün Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ile yaptığı görüşmede ülkesi iş çevrelerinde Türkiye'ye giderek artan bir ilgi olduğunu anlattı. Albright ile görüşmesinin ardından SABAH'ın sorularını yanıtlayan Hisarcıklıoğlu, görüşmelerinde dört ana konunun gündeme geldiğini söyledi. Albright'ın Albright Group adında bir danışmanlık şirketinin sahibi olduğunu hatırlatan Hisarcıklıoğlu, "Türkiye ekonomisinin patlama yaptığını söyledi. Bayan Albright'ın aktardığına göre ABD iş çevrelerinde Türkiye'ye ilgi artıyor. Kendisine de Türkiye ile ilgili sorular geliyormuş. Türkiye'de iş yapabilme konusunda fikrini alıyorlarmış" diye konuştu. Hisarcıklıoğlu, Albright'ın kendilerinin Ermeni soykırımı ile ilgili bir yasa çıkması halinde ilişkilerin ciddi biçimde zarar göreceğini söylemeleri üzerine yasanın ABD Temsilciler Meclisi'nin gündemine alınmamasına rağmen Türkiye'nin rehavete kapılmaması gerektiğini vurguladığını söyledi. Hisarcıklıoğlu, "Bayan Albright, 'Çalışmalarınıza ve konuyu takip etmeye devam edin. Sakın rehavete kapılmayın' dedi. Kendisinin de ABD hükümeti adına konuşmadığını, partisi gereği muhalefette olduğunu ve şahsi fikrini paylaştığını anlattı" dedi. ABD'nin Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini söyleyen Albright'ın aynı zamanda Aspen Institute adlı bir sivil toplum örgütünün yönetiminde olduğunu söyleyen Hisarcıklıoğlu, kendisine TOBB'un Filistin'de ekonomik hayatı canlandırmak için kurmayı planladığı Erez Sanayi Bölgesi Projesi'ni anlattıklarını kaydetti. Aspen'in de Filistinle ilgili 60 milyon dolar tutarında mikrokredi programı olduğunu öğrendiklerini ifade eden Hisarcıklıoğlu, "Çok ilgilendi. ABD'ye dönünce Aspen'in projesinin detaylarını bize yollayacak. TOBB ve Aspen arasında işbirliği yapılabileceğini söyledi" dedi.

Kaynak: www.sabah.com.tr ... »
Ergebnisseiten: 1-10  11-20  21-30  31-40  41-50  51-60  61-70  71-80  81-90  91-100  101-110  111-120  121-130  131-140  141-150  151-160  161-170  171-180  181-190  191-200  201-210  211-220  221-230  231-240  241-250  251-260  261-270  271-280  281-290  291-300  301-310  311-320  321-330  331-340  <<  341  342  343  344  [345]  346  347  348  349  350  >>  351-360  361-370  371-380  381-390  391-400  401-410  411-420  421-430  431-440  441-450  451-460  461-470  471-480  481-482  
Gehe zum Eintrag Nr.  
Top
Mustafa Kemal Atatürk
... is turkish vision!
Home | Kontakt | Anmelden
Besucher: 14002195 (Heute: 6852)