Atatürk www.turkishvision.com
Home | Kontakt | Anmelden EnglishEnglish | TürkçeTürkçe | DeutschDeutsch
Home
Schreiben Sie Ihre Meinung hier >>>
Blogs
Aktuell
Anmelden
Registrierung
Passwort anfordern
Seite empfehlen
Kontakt
Email
Über uns
Suche
Tuesday, 12. December 2017
Aktuell

16.01.2012 2240
İran ve İsrail'in "Türkiye Kardeşliği"

İran ve İsrail, anti-Türkiye ittifakında birleşti. İran Arap Bölgesine, İsrail ise Batı ülkelerine Türkiye karşıtı propagandalarda bulunuyor.

Son birkaç aydır dikkat çeken bir gelişme yaşanıyor Ortadoğu basınında. Türkiye konusunda çıkan haber ve yorumların mahiyetinde göze çarpan bir unsur var. Özellikle belli kaynakların neredeyse propaganda seviyesine ulaşan anti- Türkiye yayınları, Suriye meselesi ile ilintili görülse de, aslında Türkiye'nin orta ve uzun vadede bölgede oynayacağı role darbe vurmayı hedefliyor.

Burada ilginç olan şey anti-Türkiye ittifakında birleşen düşmanlar: İran ve İsrail.

İsrail basını Batı kamuoyuna sesleniyor: "Türkiye, Amerika ile tehlikeli bir düzeyde samimi. İdeolojik olarak İslamcı. Demokrat görüntüsü altında kendi halkına eziyet eden bir ülke. Türkiye'nin bölgede söz sahibi olması hepimiz için tehlikeli..."

İran ve uzantısı yayın organları ise Ortadoğu'ya sesleniyor: "Türkiye, Amerika ile tehlikeli bir düzeyde samimi. İdeolojik olarak Sünni. Demokrat görüntüsü altında kendi halkına eziyet eden bir ülke. Türkiye'nin bölgede söz sahibi olması hepimiz için tehlikeli..."

İran'ın meşhur Kayhan gazetesi zinhar İsrail'in en çok satan gazetelerinden Jerusalem Post'la pişti olamaz diyorsanız, yanılıyorsunuz. Bu iki yarı-resmî basın organının Türkiye konusundaki ağızbirliği, tüm ezberleri bozacak cinsten.

Kâh "Türkiye aslında Amerika düşmanı" başlıklı makalelerde, kâh "Türkiye Arap baharı ve halkları düşmanı" diye başlayan yorumlarda Türkiye'nin bölge için ne büyük bir "tehdit" olduğu konusunda bilgilendiriliyoruz. Türkiye'nin Suriye politikasının "Sünni köktendinciliği desteklemek" üzerinden kurulduğunu bu analizler sayesinde öğreniyoruz. İran ve İsrail menşeli bu yorumların benzerliği karşısında insanın durun siz kardeşsiniz diyesi geliyor...

Türkiye'nin Ortadoğu'da oynadığı ve oynayacağı rol sadece Türkiye için değil, belki de daha önemlisi bölge liberalleri için çok önemli. Türkiye son on yılda yaşadığı sessiz devrim ile her ülkenin kendi demokratikleşme modelini yaratabileceğini, demokrasinin bölge halkları için bir "lüks" olmadığını ve tabandan gelen irade ile bu değişimin gerçekleşebileceğini kanıtladı. Bölge halkları için üstten inmeci, despot modernistler ile özdeşleşen sekülerizm kavramına yeni bir anlam verdi. Amerikan muhipliği iması ile kirlenmiş demokrasi kelimesinin tozunu aldı.

Türkiye, meclisten geçmeyen 1 Mart tezkeresi ile halkına karşı sorumlu bir yönetimin yapabileceklerini ve yapamayacaklarını gösterdi. Ortadoğu'da başlayan Arap devrimlerini başından beri en iyi analiz eden ülkelerden biri oldu. Kısa dönem çıkarı bölgedeki statükoyu korumak üzerine kurulu olsa da -uzun sürmeyen bir Libya yalpalaması dışında- statükodan değil, bölge halklarından yana bir tavır aldı.

Doğa boşluk kaldırmaz. Ortadoğu'da öyle ya da böyle bir Sünni aktör rol oynayacak. Şu an bu aktör, Mısır'da yaşanan belirsizlik hesaba katılırsa, ya Körfez hattından Suudi Arabistan -veya belki Katarya da Türkiye olacak. Bölgede bu rolün tüm eksik ve gediklerine rağmen bir demokrasi olan Türkiye tarafından mı, yoksa bölgeye paranın sağladığı geçici saadet dışında pek de bir şey sunamayacak olan Körfez tarafından mı oynanmasını tercih edersiniz?

Görünen o ki, İsrail ve İran bu rolün Türkiye tarafından oynanmasını tercih etmiyor. Mevcut yönetimleri açık ve demokratik Ortadoğu idealinin düşmanı olan bu iki rejim için Türkiye bir nevi dostluk köprüsü oluyor. Elbette İran ve İsrail'in planlı bir ortak harekâtından bahsetmiyoruz. Lakin söylemdeki bu çarpıcı benzerlik, Türkiye'nin oynayabileceği "oyun bozucu" rolün yarattığı rahatsızlığı gösteriyor.

Bu propagandaya karşı mücadele etmek Türkiye'nin elinde... Türkiye artık konforlu kum havuzunda oynamıyor oyununu. Büyük iddialar ve idealler ile sıklet atlıyor. Türkiye artık sadece kendi vatandaşlarına değil, bölgede seslendiği halklara karşı da sorumlu. Beyrut Amerikan Üniversitesi'nde konuşan bir Arap liberalin dediği üzere "Türkiye'nin başarı hikâyesi hepimiz için bir umut, bu hikâyenin seyri hepimizin kaderi..."

Türkiye'nin dışişleri politikasını şekillendiren idealleri ile içişleri realitesinin uyum göstermesi hiçbir şey için değilse bile bu seyir için önemli. Kendi vatandaşını demokratikleşme konusunda tatmin edemeyen bir Türkiye ister istemez tutarsız bir pozisyona düşecektir. Türkiye'nin zaten boynunun vebali olan meseleler dış politikada elini zayıflatacak unsurlar olarak kullanılacaktır. Artık Türkiye demokrasisi, Türkiyelilere bırakılamayacak kadar mühim bir meseledir.

Ceren Kenar/ Taraf

Kaynak: www.zaman.com.tr ... »

12.01.2012 2239
Financial Times: Avrupa’nın Türkiye raporu Türk hukuk sisteminin yetersiz kaldığını belirtiyor

Financial Times, Avrupa Konseyi'nin Türkiye raporunda Türk hukuk sisteminin tutuklu haklarını korumakta yetersiz kaldığını bildirdiğini yazıyor. Gazete savcıların Türkiye'nin siyasi geleceğini şekillendirebilecek davaları artırdığını belirtiyor. Raporda, 10 yıla kadar giden tutukluluk sürelerinin azaltılması için gerekli düzenlemelerin yapılması gerektiği ifadelerine yer veriliyor.

Financial Times hükümeti eleştiren çevrelerin, bir çok vakada hükümet karşıtı komploya dahil olmakla suçlanan, hem emekli hem de halen görev yapmakta olan ordu mensuplarıyla gazetecilere karşı davaların kontrolden çıktığına işaret ettiklerini belirtiyor. Gazete,"Ankara dengesiz olduğunu ayrıca hukuki hatalar içerdiğini söylediği rapora tepki gösterdi" diye yazıyor.

Erdoğan’a FT’den eleştiri

Financial Times'ın başyazılarından birinin başlığı ise "Erdoğan, adalet ve hukukun üstünlüğü." Makalede "Türkiye'nin lideri otoriter bir yönetime doğru sürükleniyor" yorumu yapılıyor.

Erdoğan'ın iktidara gelişinden bu yana Türkiye'ye daha açık ve liberal bir demokrasi olma yoluna doğru öncülük ettiğini yazan Financial Times'a göre 'Avrupa Konseyi'nin Türk yargı sistemine ilişkin bu haftaki raporu ise bu ilerleyişin giderek duraklayan doğasını ortaya koyuyor.'

Gazeteye göre rapor "Erdoğan'ın insan haklarına daha fazla saygı gösterme anlamında attığı adımları kabul ediyor. Bununla beraber Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği arzusu zayıflarken Türkiye'den otoriter bir rejim olmaya yönelik rahatsız edici işaretler alınıyor."

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na Silivri cezaevi çıkışında yargıyı eleştiren sözleri nedeniyle soruşturma açılmasına dikkat çekilen makalede 100 gazetecinin cezaevinde tutulduğu hatırlatılıyor.

Financial Times'a göre "Erdoğan, uzun zamandır beklenen yeni anayasa sözünü tutmalı. Gazeteye göre yeni anayasa sadece ifade ve diğer özgürlükleri değil, Kürt azınlığın temel haklarını da güvence altına almalı. "

Financial Times, Erdoğan'ın bugüne dek hiç bir Türk liderin yapamadığını yapıp 1930'larda 13 bin Kürdün öldürülmesi nedeniyle özür dilediğini, ama sadece iki hafta önce 35 Kürt sivilin militan sanılarak öldürülmesi nedeniyle özür dilememeyi sürdürdüğünü hatırlatıyor ve "bu tür zıtlıklar giderilmeli" yorumunu yapıyor. Hatta gazeteye göre bu, Arap baharı sonrası Türkiye'nin artan bölgesel nüfuzu göz önüne alındığında çok daha büyük önem taşıyor. Zira Türkiye hükümeti yeni yeni şekillenen Arap demokrasilerine rol model olarak gösteriliyor.

"Durgunlaşan ekonomiyle otoriter rejimin güçlenmesi, bir gerginlik reçetesidir. Bundan kaçınmak için, Ankara Erdoğan'ın 2002 yılında belirlediği yolda devam etmelidir."

Bbc, 11-01-2012 08.01 (TSİ)

Kaynak: www.abhaber.com ... »

10.01.2012 2238
Nouvel Observateur Dergisi’nin başyazarı Daniel: 'Soykırım yasası' tam bir aptallık

Arzu ÇAKIR MORIN/PARİS

Fransa Ulusal Meclisi’nin 22 Aralık’ta onayladığı, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının inkârının suç sayılmasını öngören yasa tasarısı Senato gündemine gelmeden, Fransız kamuoyu ve medyasını bölmeye devam ediyor. Le Figaro Gazetesi’nden Natacha Polony, yasa teklifi için, “Tam bir aptallık” dedi.

Nouvel Observateur Dergisi’nin başyazarı Jean Daniel şunları yazdı:

Tırnak içinde soykırım: “Bu yazıda soykırım lafını tırnak içinde kullanıyorum ve bunu yaparak ileride çıkacak yasanın hedefi haline geliyorum. Politikacıların, bağımsızlığının 50’nci yıldönümünü kutlayan Cezayir’e ‘soykırımsal katliam’ uyguladığı sık sık hatırlatılan kendi devletini bırakıp, tarihçilerin üzerinde bölündüğü ‘Ermeni soykırımı’ hakkında cezalandırmaya kadar varacak yasa çıkarmalarının, devlet adamlığı yüceliği ve sorumluluğu ile ilgisi yoktur.”

Aznavour’a da eleştiri: Fransa’nın en çok izlenen hafta sonu programı ‘Biz hâlâ yatmadık’ın yorumcusu, Le Figaro Gazetesi’nden Natacha Polony de Ermeni asıllı ünlü Fransız şarkıcı Charles Aznavour hakkında konuşurken “Kendisini çok severek dinlerdim. Sarkozy’ye inkâr yasası nedeniyle bir teşekkür mektubu göndermiş. Bu yasa ifade özgürlüğüne aykırı, tarih yasasıdır. Tam bir aptallık. Aznavour’un buna destek vermesini anlamıyorum” diye konuştu.

Kaynak: hurarsiv.hurriyet.com.tr ... »

10.01.2012 2237
Imam-Hochzeiten in der Türkei - Hüter der Doppelmoral

"Stoppt die Gewalt": Proteste in Ankara gegen die Zwangsverheiratung von Mädchen. AP
Von Jürgen Gottschlich, Istanbul

Ein Mädchen kommt in eine Klinik, sie soll elf Jahre alt sein, ist aber im achten Monat schwanger - von ihrem 25-jährigen Mann. Das Paar hatte bei einem Imam geheiratet, die Ehe ist illegal. Doch das ist fast bedeutungslos. Denn trotz neuer Gesetze werden Frauen in der Türkei immer rechtloser.

Es waren nicht mehr als ein paar Meldungen in der Rubrik Vermischtes: Man hatte ein elfjähriges Mädchen in die Ambulanz der Kinder- und Frauenklinik nach Bolu gebracht, einer Stadt, die auf halbem Weg zwischen Istanbul und Ankara liegt. Das Mädchen fühlte sich nicht wohl. Als der diensthabende Arzt sie untersuchte, stellte er zu seiner Überraschung fest, dass das Mädchen im achten Monat schwanger ist. Im Warteraum saß ein 25-jähriger Mann, der sich als ihr Ehemann vorstellte.

Der Arzt wollte das Mädchen stationär aufnehmen, damit sie sich erholen könne, doch ihr Mann lehnte ab. Man müsse zurück ins Dorf. Nachdem beide eine Erklärung unterschrieben hatten, ließ das Krankenhaus sie ziehen. Das Paar stammt aus dem Dorf Alpagut in der Nähe von Bolu. Sie hätten, erzählten die beiden im Krankenhaus, bei einem Imam geheiratet. Nachbarn hatten den jungen Mann gewarnt, er würde Schwierigkeiten bekommen, wenn er mit "seiner Frau" in die Stadt ginge.

Denn selbstverständlich ist eine Ehe mit einer Elfjährigen in der Türkei verboten. Mädchen dürfen erst mit 18 Jahren heiraten, mit einer Ausnahmegenehmigung des Jugendamtes im Einzelfall frühestens mit 16 Jahren.

Zwei Tage später gab der Gouverneur der Provinz Bolu, Ibrahim Özcimen, eine überraschende Erklärung ab: Das Gesundheitsministerium habe ihn informiert, dass das Krankenhaus der Meinung sei, die Knochenstruktur habe darauf schließen lassen, dass das Mädchen doch älter als elf sein müsse. "Wesentlich älter", beteuerte er auf Nachfrage.

Zurück in die Vergangenheit

Es kommt in den Dörfern in der Türkei häufiger vor, dass Eltern die Geburt eines Kindes nicht gleich den Behörden melden. Bei vielen steht deshalb als Geburtsdatum der 1. Januar im Ausweis, weil die Eltern später nur noch das Jahr, aber nicht mehr den genauen Tag der Geburt angeben.

Familienministerin Fatma Sahin schaltete sich ein und wollte sogar wissen, dass das fragliche Mädchen nicht elf, sondern bereits 17 Jahre alt sei. Wenn ein Gericht das Alter bestätige, könne sie bald auch offiziell heiraten, erklärte die Ministerin.

Damit wäre eine optimale Lösung gefunden: Das juristische Problem - und mithin auch das gesellschaftliche - wären aus der Welt geschafft. Auch die türkische Öffentlichkeit, so scheint es, wird nicht weiter nachfragen.

Das war vor einigen Jahren noch anders. Als eine große Zeitung vor zehn Jahren berichtete, in einem Dorf in der Nähe der Ägäis-Stadt Aydin seien 13-jährige Mädchen mit einem Baby im Arm zur Schule gekommen, gab es einen großen Aufschrei. Es stellte sich heraus, dass die Mädchen alle zu einem ehemals nomadischen Clan gehörten, der an der Ägäis-Küste sesshaft geworden war und in dem die Mädchen traditionell spätestens mit 14 Jahren verheiratet wurden. In der Regel im eigenen Clan mit jungen Männern zwischen 18 und 20 Jahren.

Gegen 30 Männer wurden damals Verfahren eingeleitet, das Dorf galt als Einzelfall. Im selben Jahr, als der Skandal von Aydin aufgedeckt wurde, gewann die islamisch grundierte AKP das erste Mal die Wahl in der Türkei und Recep Tayyip Erdogan wurde im folgenden Jahr Ministerpräsident. Seitdem hat Erdogan mit seiner AKP zum dritten Mal in Folge die Wahlen gewonnen und geht nun ins neunte Regierungsjahr.

Und neun Jahre AKP-Regierung haben ihre Spuren hinterlassen, vor allem wenn es um die Rolle der Frau in der Gesellschaft geht. Im Gesetz ist alles bestens geregelt. Die AKP hat die Frauenrechte auf dem Papier gestärkt: Das Scheidungsrecht wurde 2004 im Sinne der Frau verbessert, es gibt einen neuen Strafrechtsparagraphen, der Vergewaltigung in der Ehe sanktioniert und auch die sogenannten "Ehrenmorde" müssen nach dem Gesetz nun genauso hart geahndet werden wie jeder andere Mord auch.

Mehr Gewalt gegen Frauen

Tatsächlich beklagen Frauenrechtlerinnen jedoch, dass unter der AKP-Regierung lange diskutierte patriarchale Vorstellungen zur Norm würden. Die Männer bestimmen, wo es langgeht, die Frauen bleiben zu Hause am Herd - wenn sie sich dagegen auflehnen, haben sie es schwer.

Das zeigt vor allem der Anstieg von häuslicher Gewalt. Statistisch gesehen wird in der Türkei fast jeden zweiten Tag eine Frau innerhalb ihrer Familie ermordet. Frauen, die sich an die Polizei wenden, werden nur in den seltensten Fällen wirksam geschützt. Erst vor wenigen Wochen wurde eine Frau von ihrem Ex-Mann vor den Augen der Polizei getötet.

Parallel dazu geht die Beschäftigung von Frauen zurück: Nur rund 27 Prozent der Türkinnen sind berufstätig. Kürzlich rechnete die Ökonomin Nur Ger, die im Unternehmerverband TÜSIAD eine Arbeitsgruppe zur Geschlechtergleichheit leitet, vor, dass eine Zunahme der Beschäftigung von Frauen um nur fünf Prozent gleich 15 Prozent armer Familien über die Armutsgrenze helfen würde. Doch die Regierung interessiere sich nicht dafür.

Stattdessen gibt es unter islamischen Wortführern zunehmend eine Debatte um die nach islamischem Recht zulässige Mehrehe und eine Verharmlosung der Imam-Heiraten mit minderjährigen Mädchen. Einer der Wortführer ist der bekannte islamische Publizist Ali Bulac, der sich öffentlich zu seiner Mehrehe bekennt.

Zwar ist die Heirat unter Minderjährigen vor allem patriarchalen Traditionen in abgelegenen ländlichen Gebieten geschuldet, doch es scheint, dass die türkische Gesellschaft heute wieder eher bereit ist, eine solche Praxis stillschweigend zu dulden. Anders als noch vor zehn Jahren.

Quelle: www.spiegel.de ... »

07.01.2012 2236
Deveciyan: ‘Fransa kurtulan Ermenileri önce silah altına aldı, sonra terk etti’

Fransa'da senatörler Ocak ayı sonu itibariyle gündeme gelmesi beklenen yasa teklifi öncesinde fikirlerini beyan etmeye başladı. Milletvekili Patrick Deveciyan çarpıcı tespitlerde bulundu. Deveciyan, "Fransa Birinci Dünya Savaşı'ndan önce soykırımdan kurtulan Ermenileri önce silah altına aldı, sonra da onları kaderlerine terk etti" dedi.

Fransa Hükümeti, Senato'nun tatile gireceği 22 Şubat tarihinden önce Ermeni Soykırımı’nın inkârını suç sayan yasa teklifini gündeme almak için düğmeye bastı. Teklifin Ocak ayının son haftası içersinde senatonun gündemine alınması bekleniyor. Ancak tartışmalar şimdiden başladı ve senatörler tasarı konusunda fikirlerini beyan ediyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Nicaolas Sarkozy’nin eski danışmanı milletvekili Patrick Deveciyan, tartışmalar sırasında önemli tespitlerde bulundu. Deveciyan’ın yaptığı konuşmadan bir bölüm şu şekilde:

“Birinci Dünya Savaşı’nda Fransa Türkiye ile savaşmış ve Türkiye'nin doğusunu işgal etmiştir. Fransa buradan kaçan Ermenileri topladı ve bunların arasından bir Ermeni lejyonunu silah altına aldı. Sonra askerlerini çekerek mültecileri kendi kaderine terk etti. Fransa bağımsız bir Ermenistan öngören Sevr anlaşmasını da imzaladı, ama bu anlaşma ölü bir metin olarak kaldı.”

Agos, 07-01-2012 11.03 (TSİ)

Kaynak: www.abhaber.com ... »
Ergebnisseiten: 1-10  11-20  21-30  31-40  <<  [41]  42  43  44  45  46  47  48  49  50  >>  51-60  61-70  71-80  81-90  91-100  101-110  111-120  121-130  131-140  141-150  151-160  161-170  171-180  181-190  191-200  201-210  211-220  221-230  231-240  241-250  251-260  261-270  271-280  281-290  291-300  301-310  311-320  321-330  331-340  341-350  351-360  361-370  371-380  381-390  391-400  401-410  411-420  421-430  431-440  441-450  451-460  461-470  471-480  481-482  
Gehe zum Eintrag Nr.  
Top
Mustafa Kemal Atatürk
... is turkish vision!
Home | Kontakt | Anmelden
Besucher: 13741894 (Heute: 6348)