Atatürk www.turkishvision.com
Home | Kontakt | Anmelden EnglishEnglish | TürkçeTürkçe | DeutschDeutsch
Home
Schreiben Sie Ihre Meinung hier >>>
Blogs
Aktuell
Anmelden
Registrierung
Passwort anfordern
Seite empfehlen
Kontakt
Email
Über uns
Suche
Saturday, 20. January 2018
Aktuell

23.01.2007 201
TURKISHVISION.COM - WIR VERURTEILEN DIE ERMORDUNG UNSERES ARMENISCH-TÜRKISCHEN JOURNALISTEN UND SCHRIFTSTELLERS HRANT DINK AUF DAS SCHÄFTSTE ...

... und sprechen seiner Familie, seinen Verwandten und Freunden unser herzliches Beileid aus!

Dieser feige Anschlag macht uns alle zutiefst betroffen, nimmt aber auch gleichzeitig uns alle in die Pflicht, mehr Verantwortung und Sensibilität in Sachen "freiheitliche Demokratie" und "Menschenrechte" zu zeigen, uns weiterhin für mehr Völkerverständigung -nicht nur zwischen Armeniernd und Türken, sondern zwischen allen Minderheiten, Bevölkerungsgruppen und Völkern; in der Türkei wie auch überall auf der Welt- einzusetzen und den auch von Hrant Dink energisch vertretenen Weg des Dialogs und der Versöhnung in der "Armenischen Frage" fortzuführen.

Hrant Dink war ein Armenier. Er war auch ein erstklassiger türkischer Bürger -zumindest in unseren Augen-. Er liebte sein Land mindestens soviel; war mit ihm mindestens so eng verbunden wie wir alle auch. Es ist höchst bedauerlich, dass wir Hrant Dink nicht genug schätzen und schützen konnten. Wir können ihn leider nicht wieder zurückholen, aber wir können ihm eins versichern: Wir werden seine Bemühungen und Ziele fortsetzen und diese auf die kommenden Generationen übertragen, damit sie in Frieden leben können.

Der Mörder und all seine Drahtzieher können weder Vaterlandliebhaber noch gute Muslime sein. Ihre Ziele, egal welche sie auch waren, werden sie mit dieser abscheulichen Tat nicht erreichen können. Ganz im Gegenteil: Dieser Mord, wie schreklich er auch war, wird das Bewußtsein in der türkischen Bevölkerung für die Rechte der ethnischen Minderheiten in der Türkei positiv stärken.

Turkishvision.com

23.01.2007 200
HRANT DINK - GÖZÜNÜZÜ SEVEYIM, BENIM KÖKÜM BURADA

# Bana ait olmayan cennetlere gitmem. Avrupa'yı, Amerika'yı altın tepside sunsalar, gitmem. Gözünüzü seveyim... Her kök kendi toprağında... Benim köküm burada

# Taşnak'a yurtdışında hep sordum. Fransızlara da sormalı. Hangisi daha önemli? Türkiye'nin soykırımı tanıması mı, demokratikleşmesi mi? Aslolan Türkiye'nin demokratikleşmesidir

# Cumhuriyet'in kuruluşunda bu topraklarda 300 bin Ermeni vardı. Bugün 60 bine düştü. O yıllarda nüfus 13 milyondu, bugün 70 milyon. Türkiye çoğaldı da, niye Ermeniler azaldı?

Hrant Dink

Çok dürüst, çok cesur bir insan öldürüldü. Ermeni sorununun bu kadar hassas ve hatta düşmanca tartışıldığı bir ülkede, o, bu soruna, geçmişin anılarını unutmadan ama bunu da bir intikam duygusuna çevirmeden bakan biriydi. O, yaşananlara, sadece vicdan açısından bakmayı beceren biriydi. Belki de bu nedenden dolayı onun öldürülmesi bu toplumda herkesi etkileyen ortak bir acıya dönüştü. Hrant'ın, Ermeni sorununa yaklaşımındaki insani açı, onun her konuşmasında ortaya çıkıyordu. Kendisiyle yaptığım konuşmalarda hep insani değerleri vurguluyor, içine doğduğu topluma ve topraklara duyduğu sevginin hiçbir şey tarafından etkilenmeyeceğini anlatıyor, ama gerçeklerden kaçmaya da çalışmıyordu. Onun gibi dürüst, art niyetsiz birine bile tahammül edememiş olmak, şimdi hepimiz için ortak bir utanç ve acı yaratıyor. Nasıl birinin öldürüldüğünü hepimizin daha iyi anlayabilmesi için, onunla son üç yılda yaptığım konuşmalardan bazı bölümleri bir arada yayımlıyorum. Hiçbir şey bu cinayetten duyduğumuz acıyı azaltamaz. Bu ölüm bizimle birlikte yaşayacak.

Devami www.radikal.com.tr ... »

Zum Diskussionsforum "Situation und Rechte der religiösen Minderheiten in der Türkei" ... »
Zum Diskussionsforum "Die Türkei und die Armenische Frage" ... »

22.01.2007 199
HRANT DINK - SON YAZILARI - RUH HALIMIN GÜVERCIN TEDIRGINLIGI (2)

Bassavcinin çabasina ragmen nitekim iste basvuruda bulunduk da ne oldu? Yargitay Bassavcisi tipki bilirkisi raporunda oldugu gibi suç unsuru bulunmadigini belirtti ve beraatimi istedi ama Yargitay yine de beni suçlu buldu. Ben yazdigimdan ne kadar eminsem Yargitay Bassavcisi da o kadar okuyup anladigindan emindi ki, karara da itiraz etti ve davayi Genel Kurul'a tasidi. Ama, ne diyeyim ki, bana haddimi bildirmeye soyunmus olan ve muhtemelen de davamin her kademesinde bilemeyecegim yöntemlerle varligini hissettiren o büyük güç, iste yine perde arkasindaydi. Nitekim Genel Kurul'da da oy çokluguyla benim Türklügü asagiladigim ilan edildi. Güvercin gibi Su çok açik ki, beni yalnizlastirmak, zayif ve savunmasiz kilmak için çaba gösterenler, kendilerince muradlarina erdiler. Daha simdiden, topluma akittiklari kirli ve yanlis bilginin tesiriyle Hrant Dink'i artik "Türklügü asagilayan" biri olarak gören ve sayisi hiç de az olmayan önemli bir kesim olusturdular. Bilgisayarimin güncesi ve hafizasi bu kesimdeki yurttaslar tarafindan gönderilen öfke ve tehdit dolu satirlarla yüklü. (Bu mektuplardan birinin Bursa'dan postalandigini ve yakin tehlike arzetmesi açisindan da hayli kaygi verici buldugumu ve tehdit mektubunu Sisli Savciligi'na teslim etmeme ragmen bugüne degin herhangi bir sonuç alamadigimi yeri gelmisken not düseyim.) Bu tehditler ne kadar gerçek, ne kadar gerçek disi? Dogrusu bunu bilmem elbette mümkün degil. Benim için asil tehdit ve asil dayanilmaz olan, kendi kendime yasadigim psikolojik iskence. "Bu insanlar simdi benim hakkimda ne düsünüyor?" sorusu asil beynimi kemiren. Ne yazik ki artik eskisinden daha fazla taniniyorum ve insanlarin "A bak, bu o Ermeni degil mi?" diye bakis firlattigini daha fazla hissediyorum. Ve refleks olarak da basliyorum kendi kendime iskenceye. Bu iskencenin bir yani merak, bir yani tedirginlik. Bir yani dikkat, bir yani ürkeklik. Tipki bir güvercin gibiyim... Onun kadar sagima soluma, önüme arkama göz takmis durumdayim. Basim onunki kadar hareketli... Ve aninda dönecek denli de süratli. Iste size bedel Ne diyordu Disisleri Bakani Abdullah Gül? Ne diyordu Adalet Bakani Cemil Çiçek? "Canim, 301'in bu kadar da abartilacak bir yani yok. Mahkum olmus hapse girmis biri var mi?" Sanki bedel ödemek sadece hapse girmekmis gibi... Iste size bedel... Iste size bedel... Insani güvercin ürkekligine hapsetmenin nasil bir bedel oldugunu bilir misiniz siz ey Bakanlar..? Bilir misiniz..? Siz, hiç mi güvercin izlemezsiniz? "Ölüm-Kalim" dedikleri Kolay bir süreç degil yasadiklarim... Ve ailece yasadiklarimiz. Ciddi ciddi, ülkeyi terk edip uzaklasmayi düsündügüm anlar dahi oldu. Özellikle de tehditler yakinlarima bulastiginda... O noktada hep çaresiz kaldim. "Ölüm-Kalim" dedikleri bu olsa gerek. Kendi irademin direnisçisi olabilirdim ama herhangi bir yakinimin yasamini tehlike altina atmaya hakkim yoktu. Kendi kahramanim olabilirdim, ama birakin yakinimi, herhangi bir baskasini tehlikeye atarak, yigitlik yapmak hakkina sahip olamazdim. Iste böylesi çaresiz zamanlarimda, ailemi, çocuklarimi toplayip, onlara sigindim ve en büyük destegi de onlardan aldim. Bana güveniyorlardi. Ben nerede olursam onlar da orada olacakti. "Gidelim" dersem geleceklerdi, "Kalalim" dersem kalacaklardi. Kalmak ve direnmek Iyi de, gidersek nereye gidecektik? Ermenistan'a mi? Peki, benim gibi haksizliklara dayanamayan biri oradaki haksizliklara ne kadar katlanacakti? Orada basim daha büyük belalara girmeyecek miydi? Avrupa ülkelerine gidip yasamak ise hiç harcim degildi. Sunun surasinda üç gün Bati'ya gitsem, dördüncü gün "Artik bitse de dönsem" diye sikintidan kivranan ve ülkesini özleyen biriyim, oralarda ne yapardim? Rahat bana batardi! "Kaynayan cehennemler"i birakip, "Hazir cennetler"e kaçmak herseyden önce benim yapima uygun degildi. Biz yasadigi cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandik. Türkiye'de kalip yasamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye'de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çikan, binlerce tanidik tanimadik dostumuza olan saygimizin geregiydi. Kalacaktik ve direnecektik. Bir gün gitmek mecburiyetinde kalirsak ama... Tipki 1915'teki gibi çikacaktik yola... Atalarimiz gibi... Nereye gidecegimizi bilmeden... Yürüyerek yürüdükleri yollardan... Duyarak çileyi, yasayarak izdirabi... Öylesi bir serzenisle iste, terk edecektik yurdumuzu. Ve gidecektik yüregimizin degil, ama ayaklarimizin götürdügü yere... Her neresiyse. Ürkek ve özgür Dilerim böylesi bir terk edisi hiç ama hiç yasamak mecburiyetinde kalmayiz. Yasamamak için fazlasiyla umudumuz, fazlasiyla da nedenimiz var zaten. Simdi artik Avrupa Insan Haklari Mahkemesi'ne basvuruyorum. Bu dava kaç yil sürer, bilemem. Bildigim ve beni bir miktar rahatlatan gerçek su ki, hiç olmazsa dava bitene kadar Türkiye'de yasamaya devam edecegim. Mahkemeden lehime bir karar çikarsa kuskusuz çok daha sevinecegim ve bu da demektir ki artik ülkemi hiç terk etmek zorunda kalmayacagim. Muhtemelen 2007 benim açimdan daha da zor bir yil olacak. Yargilanmalar sürecek, yeniler baslayacak. Kimbilir daha ne gibi haksizliklarla karsi karsiya kalacagim? Ama tüm bunlar olurken su gerçegi de tek güvencem sayacagim. Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginligi içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabaliklarinda dahi yasamlarini sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.

Hrant Dink (19 Ocak 2007)

22.01.2007 198
HRANT DINK - SON YAZILARI - RUH HALIMIN GÜVERCIN TEDIRGINLIGI (1)

Baslangicinda, "Türklügü asagilamak" suçlamasiyla Sisli Cumhuriyet Savciligi'nca hakkimda baslatilan sorusturmadan tedirginlik duymadim. Bu ilk degildi. Benzer bir davaya zaten Urfa'dan asinaydim. 2002 yilinda Urfa'da gerçeklesen bir konferansta yaptigim konusmada "Türk olmadigimi... Türkiyeli ve Ermeni oldugumu" söyledigim için "Türklügü asagilamak" suçlamasiyla üç yildan beri yargilaniyordum. Durusmalarin gidisatindan dahi habersizdim. Hiç ilgilenmiyordum. Urfa'dan avukat arkadaslar giyabimda yürütüyorlardi celseleri. Sisli Savcisi'na gidip ifade verdigimde de hayli umursamazdim. Sonuçta yazdigima ve niyetime güveniyordum. Savci, yazimin sadece birbasina hiç bir sey anlasilmayan o cümlesini degil, yazinin bütününü degerlendirdiginde, benim "Türklügü asagilamak" gibi bir niyetimin bulunmadigini kolaylikla anlayacakti ve bu komedi de bitecekti. Sorusturma sonunda bir dava açilmayacagina kesin gözüyle bakiyordum. Kendimden emindim Ama hayret iste! Dava açilmisti. Yine de iyimserligimi kaybetmedim. O kadar ki, telefonla canli olarak baglandigim bir televizyon programinda, beni suçlayan avukat Kerinçsiz'e "Çok heveslenmemesini, bu davadan herhangi bir ceza yemeyecegimi, eger ceza alirsam bu ülkeyi terk edecegimi" dahi dile getirdim. Kendimden emindim, gerçekten yazimda Türklügü asagilamak gibi bir niyetim ve kastim -hiç ama hiç- yoktu. Dizi yazilarimin tamamini okuyanlar bunu çok net olarak anlayacaklardi.

Nitekim iste, bilirkisi olarak tayin edilen Istanbul Üniversitesi ögretim üyelerinden olusan üç kisilik heyetin mahkemeye sunmus oldugu rapor da bunun böyle oldugunu gösteriyordu. Endiselenmem için bir sebep yoktu, davanin su ya da bu asamasinda muhakkak yanlistan dönülecekti. "Ya sabir" çeke çeke... Ama dönülmedi. Savci, bilirkisi raporuna ragmen cezalandirilmami istedi. Ardindan da hakim alti ay mahkumiyetime karar verdi. Mahkumiyet haberini ilk duydugumda, kendimi, dava süresi boyunca besledigim ümitlerimin aci tazyiki altinda buldum. Saskindim... Kirginligim ve isyanim had safhadaydi. "Bak su karar bir çiksin, bir beraat edeyim, siz o zaman bu konustuklariniza, yazdiklariniza nasil pisman olacaksiniz" diye dayanmistim günlerce, aylarca. Davanin her celsesinde "Türkün kani zehirlidir" dedigim dile getiriliyordu gazete haberlerinde, köse yazilarinda, televizyon programlarinda. Her seferinde "Türk düsmani" olarak biraz daha meshur ediliyordum. Adliye koridorlarinda üzerime saldiriyordu fasistler, irkçi küfürlerle. Pankartlarla hakaretler yagdiriyorlardi. Yüzlerceyi bulan ve aylardir yagan telefon, email, mektup tehditleri her seferinde biraz daha artiyordu. Tüm bunlara "Ya sabir" çekip, beraat kararini bekleyerek dayaniyordum. Karar açiklandiginda nasil olsa gerçek ortaya çikacak ve bu insanlar yaptiklarindan utanacaklardi. Tek silahim samimiyetim Ama iste karar çikmisti ve tüm ümitlerim yikilmisti. Gayri, bir insanin olabilecegi en sikintili konumdaydim. Hakim "Türk Milleti" adina karar vermisti ve benim "Türklügü asagiladigimi" hukuken tescillemisti. Her seye dayanabilirdim ama buna dayanmam mümkün degildi. Benim anlayisimla, bir insanin birlikte yasadigi insanlari etnik ya da dinsel herhangi bir farkliligi nedeniyle asagilamasi irkçilikti ve bunun bagislanir bir yani olamazdi. Iste bu ruh haliyle, kapimda hazir bekleyen ve "Daha önce dile getirdigim gibi ülkeyi terk edip etmeyecegim"i teyit etmek isteyen basin ve medyadan arkadaslara su açiklamada bulundum: "Avukatlarima danisacagim. Yargitay'da temyize basvuracagim ve gerekirse Avrupa Insan Haklari Mahkemesi'ne de gidecegim. Bu süreçlerden herhangi birinden aklanamazsam ülkemi terk edecegim. Çünkü böylesi bir suçla mahkum olmus birinin benim kanaatimce asagiladigi diger yurttaslarla birlikte yasama hakki yoktur." Bu sözleri dile getirirken yine her zamanki gibi duygusaldim. Tek silahim samimiyetimdi. Kara mizah Ama gelin görün ki beni Türkiye insaninin gözünde yalnizlastirmaya ve açik hedef haline getirmeye çalisan derin güç, bu açiklamama da bir kulp buldu ve bu kez de yargiyi etkilemeye çalismaktan hakkimda dava açti. Üstelik bu açiklamayi tüm basin ve medya vermisti ama onlarin gözüne batan ille de AGOS'takiydi. AGOS sorumlulari ve ben, bu kez de yargiyi etkilemekten yargilanir olduk. "Kara mizah" dedikleri bu olsa gerek. Ben sanigim, bir saniktan daha fazla kimin yargiyi etkileme hakki olabilir ki? Ama bakin su komiklige ki sanik bu kez de yargiyi etkilemeye çalismaktan yargilaniyor. "Türk Devleti adina" Itiraf etmeliyim ki Türkiye'deki "Adalet sistemi"ne ve "Hukuk" kavramina olan güvenimi fazlasiyla yitirmis durumdaydim.

Nasil yitirmeyeyim? Bu savcilar, bu hakimler üniversite okumus, hukuk fakültelerini bitirmis insanlar degiller mi? Okuduklarini anlayacak kapasitede olmalari gerekmiyor mu? Ama gelin görün ki, bu ülkenin Yargi'si bir çok devlet adaminin ve siyasetçinin de dile getirmekten çekinmedigi gibi bagimsiz degil. Yargi yurttasin haklarini degil, Devlet'i koruyor. Yargi yurttasin yaninda degil, Devlet'in güdümünde. Nitekim sundan bütünüyle emindim ki, hakkimda verilen kararda da her ne kadar "Türk Milleti adina" deniyor olsa da, su çok açik ki "Türk Milleti adina" degil, "Türk Devleti adina" verilmis bir karardi bu. Dolayisiyla, avukatlarim Yargitay'a basvuracaklardi, ama bana haddimi bildirmeye karar vermis derin güçlerin orada da etkili olmayacaklarinin garantisi neydi? Hem sonra zaten, Yargitay'dan hep dogru kararlar mi çikiyordu? Azinlik Vakiflari'nin mülklerini elllerinden alan haksiz kararlara ayni Yargitay imza atmamis miydi?

Hrant Dink (19 Ocak 2007)

... Devami (2)

22.01.2007 197
TÜRKISHVISION.COM HRANT DINK'IN ÖLDÜRÜLMESINI ESEFLE KINIYOR, KENDISINE ALLAH'TAN RAHMET, AILESINE BASSAGLIGI DILIYOR! BUGÜN BIZLER HEPIMIZ BIRER ERMENIYIZ, HEPIMIZ BIRER HRANT DINK'IZ!

Gazeteci yazarimiz Hrant Dink'i hunharca ve hain bir saldiri sonucu kaybettik.

Kendisi Türk-Ermeni sorununun karsilikli diyalog yoluyla cözülmesi gerektigini savunan, bu iki toplumun yakinlasmasi icin caba sarfeden aydin bir gazeteci, Ermeni ve yurtsever bir Türkiye vatandasiydi. O bizlerden biriydi. O da dogup büyüdügü bu topraklara hepimiz kadar bagliydi ve seviyordu. Tüm baski ve tehditlere karsi, yurt disina kacmak yerine, mücadele verme yolunu tercih etti. Son yazilarindan da anlasilabilecegi gibi, tüm özlemi, tüm cabasi, ermeni vatandaslarimizin ve kardeslerimizin, dogup büyüdükleri vatanlarinda, Türkiye'de, insan gibi, özgür ve baris icinde yasayabilmeleriydi.

Bu hain cinayet, toplumlar arasindaki barisa, özgürlükcü demokrasi ve insan haklari degerlerimize vurulmus bir darbedir. Bunu yapanlar ve bunun arkasindakiler asla vatansever olamazlar.

Bizler Hrant Dink'e ne yazik ki sahip cikamadik. Cok üzgünüz! Fakat, gec de olsa ona verebilecek bir sözümüz var ki o da, onun cabalarini gelecek kusaklara tasiyacak, toplumlar arasindaki dostluk ve kardesligi onlarin devam ettirmesini saglayacagiz.

BUGÜN BIZLER HEPIMIZ BIRER ERMENIYIZ, HEPIMIZ BIRER HRANT DINK'IZ!

Turkishvision.com
Ergebnisseiten: 1-10  11-20  21-30  31-40  41-50  51-60  61-70  71-80  81-90  91-100  101-110  111-120  121-130  131-140  141-150  151-160  161-170  171-180  181-190  191-200  201-210  211-220  221-230  231-240  241-250  251-260  261-270  271-280  281-290  291-300  301-310  311-320  321-330  331-340  341-350  351-360  361-370  371-380  381-390  391-400  401-410  411-420  421-430  431-440  <<  441  442  [443]  444  445  446  447  448  449  450  >>  451-460  461-470  471-480  481-482  
Gehe zum Eintrag Nr.  
Top
Mustafa Kemal Atatürk
... is turkish vision!
Home | Kontakt | Anmelden
Besucher: 13979373 (Heute: 3570)