Atatürk www.turkishvision.com
Home | Kontakt | Anmelden EnglishEnglish | TürkçeTürkçe | DeutschDeutsch
Home
Schreiben Sie Ihre Meinung hier >>>
Blogs
Aktuell
Anmelden
Registrierung
Passwort anfordern
Seite empfehlen
Kontakt
Email
Über uns
Suche
Tuesday, 12. December 2017
Aktuell

29.11.2011 2190
Türkiye'ye Akdeniz'de büyük oyun

Rumlar ve Yunanistan öyle sinsi bir plan hazırlamış ki hakkımız olan müthiş zenginlikleri kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldık.

Türkiye, Doğu Akdeniz’deki yeraltı hazinesini kaybetmek üzere. Rum Yönetimi, 2003’ten bu yana kıyıdaş olduğu tüm ülkelerle anlaşma imzaladı. Uzmanlara göre Türkiye’nin denizleri başkalarının tapusuna geçiriliyor. Acilen somut adım atılmalı.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin İsrail’le yaptığı anlaşma Doğu Akdeniz’de ihmal edilmiş petrol ve doğalgaz yataklarını gündeme taşıdı. Tartışmalar Mavi Marmara baskınıyla 1,5 yıldır Türkiye ile ilişkileri krize dönmüş İsrail ve RumYönetimi üzerinde yoğunlaşırken gerçekler perde arkasında kaldı. Rum yönetiminin 2003’ten bu yana Akdeniz’de kıyıdaş olduğu ülkelerle tek tek Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşmaları yaparken Dışişleri bürokratlarının 17 Aralık 2010’daki Rum-İsrail anlaşmasına kadar bu konuda somut bir adım atmadığı ortaya çıktı. Uzmanlar, “Türkiye’nin denizleri başkalarının tapusuna geçiriliyor” uyarısı yaptı.

ÜSTÜNKÖRÜ DİLE GETİRİLDİ

Türkiye’nin mevcut konjonktürde henüz Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölgesini ilan etmemesi ve kıyıdaş devletlerle yetki alanlarının sınırlandırılmasına yönelik bir anlaşma yapmamasının siyasi ve ekonomik açıdan risk olduğu belirtiliyor. Türkiye’nin sadece 32,1618 boylamının batısı ile 33,40 enleminin kuzeyini kapsayan deniz alanlarında uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru hak ve menfaatleri olduğunu üstün körü bir şekilde dile getirdiği işaret ediliyor.

Türkiye için Prof. Dr. Sertaç Hami Başeren tarafından çizilen ve toplam 145 bin kilometrekarelik bir alanı kapsayanmünhasır ekonomik bölgenin de Yunanistan’ın son girişimleriyle tehlikeye girdiği belirtildi. Özellikle Yunanistan’ın Güney Kıbrıs veDoğu Akdeniz’e diğer kıyıdaş devletlerle yatay hat esasına göre sınırlandırma anlaşması yapması durumunda Türkiye’nin münhasır ekonomik bölgesinin 41 bin kilometrekarelik AntalyaKörfezi’yle sınırlanacağına dikkat çekildi. Uzmanlar, Türkiye’nin asgari 104 bin kilometrekarelik deniz yetki alanının Yunanistan ve diğer devletler tarafından iç edileceği tehlikesiyle karşı karşıya olduğuna işaret etti.

50 BİN KM ARTABİLİR

Prof. Başeren tarafından minimalist bir yaklaşımla çizilen haritanın, yatay hat yerine düşey hatla çizildiği ve Suriye, KKTC ile Mısır’ın kıyıdaş ülke esas alınarak hazırlandığı ifade ediliyor. Uzmanlar yeni bir haritanın çizilmesini isterken bu haritanın düşey hatlarla değil tıpkı Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin yaptığı gibi yatayhatlarla çizilmesi gerektiğine işaret ediyor. Bu durumda Türkiye- ’nin münhasır ekonomik bölge alanı 50 bin kilometrekare artıyor.

Türkiye’nin 572 yıllık ihtiyacını karşılıyor

ABD Jeoloji Araştırmalar Merkezi başta olmak üzere bir çok ülke ve kuruluşun yaptığı çalışmalar Doğu Akdeniz’de toplam değeri 1.5 trilyon doları bulan 30 milyar varil petrole eşdeğer hidrokarbon yataklarının olduğunu ortaya koyuyor. 2010 yılı tüketim miktarları dikkate alındığında bölgedeki hidrokarbon rezervinin Türkiye’nin572 yıllık,Avrupa’nın ise 30 yıllık doğalgaz ihtiyacını karşılayabilecek seviyede olduğuna dikkat çekiliyor. Bu veriler eylül ayında KKTC’deki ODTÜ kampüsünde yapılan Doğu Akdeniz Enerji Sempozyumu’nda gündeme getirildi.

Türkiye bu aşamadan sonra ne yapmalı

Rum Yönetimi tarafından ilan edilen 13 bölgeden 5’i Türkiye’nin hakkı. Kıyıdaş ülkelerle MEB anlaşmaları imzalanmalı. Uluslararası deniz hukukuna atıf yapılmalı

Türkiye’nin vakit geçirmeden Doğu Akdeniz’e kıyıdaş ülkelerle MEB anlaşmaları yapması gerekiyor. Uzmanlar, Rum Yönetimi tarafından ilan edilen 13 bölgeden 5’inde Türkiye’nin hakkı olduğuna da işaret ediyor. Ayrıca Kıbrıs Rum Yönetimi’nin başta Lübnan olmak üzere sınırlandırma antlaşması imzaladığı ülkelerin deniz alanlarını bu ülkelerin uluslararası hukuktan kaynaklanan hak vemenfaatlerine aykırı bir şekilde elde ettiği belirtiliyor.

DENİZ HUKUKU HAK VERİYOR

İmzalanan bu anlaşmalarla İsrail, Lübnan ve Mısır’ın binlerce kilometrekarelik deniz yetki alanlarının Güney Kıbrıs tarafından sahiplenildiği ifade ediliyor. Uzmanlar bu gerçeklerin uluslararası kamuoyu ve ilgili kıyıdaş ülkeler nezdinde gündeme getirilmesinin Türkiye’nin pazarlık gücünü artıracağına işaret ediyor. Arnavutluk ve Yunanistan arasında 2009’da imzalanan deniz yetki alanları anlaşmasının bu nedenle Arnavutluk Anayasa Mahkemesi tarafından 2010 yılında iptal edildiği hatırlatılıyor.

Uzmanlar, uluslararası deniz hukukuna atıf yapıyor. Buna göre deniz yetki alanları sınırlandırmasının, devletlerin ilgili kıyı uzunluklarının orantısına göre adaların ana kıtaların önünü kapatmayacak şekilde ve ters yönde olup olmamaları dikkate alınarak yapılması gerekiyor. Bu durum Türkiye’nin Kıbrıs Adası’nın güneyinde hak vemenfaatlerinin bulunduğunu ortaya koyarken, Türkiye’ninMısır, Suriye ve KKTC’nin yanı sıra Libya, İsrail hatta Lübnan ile de kıyıdaş devlet olarak anlaşma imzalayabileceğini gösteriyor. Türkiye’nin söz konusu kıyıdaş ülkelerin Güney Kıbrıs ile imzaladıkları anlaşmalarda kaybettiklerini tekrar alabileceği vurgulanıyor.

Sessiz sedasız aşama kaydetti

Doğu Akdeniz’deki yeraltı zenginliğinin farkına varan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, İsrail, Lübnan, Mısır ve hatta Suriye’nin hidrokarbon yataklarının olduğu bölgeleri aralarında imzaladıkları MEB anlaşmalarıyla paylaşmak üzere olduklarına dikkat çekiliyor. Doğu Akdeniz’deki müthiş servet Türkiye’nin gündemine Kıbrıs adasının tek sorumlusu gibi hareket eden Rum Yönetimi’nin İsrail’le imzaladığı MEB anlaşmasıyla geldi. Türk diplomatlarının konuyla yeterince ilgilenmediği dönemde Rumlar ilk olarak 17 Şubat 2003’te Mısır’la, ardından 17 Ocak 2007’de Lübnan ile son olarak da 17 Aralık 2010’da İsrail’le MEB sınırlandırma anlaşması imzaladı.

AB’NİN DESTEĞİNİ ALDI

Ayrıca Avrupa Birliği’nin de desteğini alan Rum Yönetimi 2 Nisan 2004’te Kıbrıs Cumhuriyeti adına 21 Mart 2003’ten geçerli olmak üzere Münhasır Ekonomik Bölge ilanında bulundu. Yine Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Suriye ile de MEB anlaşması için müzakereler yürüttüğü belirtiliyor. Türk diplomasisinin etkisizliğinden cesaret alan Rum Yönetimi, 26 Ocak 2007’de Kıbrıs’ın güneyinde 13 adet petrol arama ruhsat sahası ilan ederek bu sahaları ihaleye açtı. İhale edilen sahalardan 12 Numaralı sahaya ait haklar ABD’nin Noble Energy şirketi tarafından alındı.

Diğer ülkelerin izlediği strateji

Rum Yönetimi’nin dışında Doğu Akdeniz’e kıyısı bulunan Yunanistan, Suriye, Lübnan ve İsrail de konuyla ilgili olarak çok önemli adımlar attı. Yunanistan’ın uluslararası hukuk normlarıyla bağdaşmasa da Girit, Kaşot, Kerpe, Rodos veMeis hattını esas alarak MEB çalışmalarını tamamlamak üzere olduğu belirtiliyor. Konuyla ilgili olarak Atina yönetiminin, Mısır ve Libya ile görüşmelere başladığı, Rum yönetimi ile sınırlandırma anlaşmasını yapmasına ramak kaldığına dikkat çekiliyor. Suriye de 19 Kasım 2003’te ‘karasularının esas hatlarından itibaren 12 deniz mili, bitişik bölgesinin ise 200 denizmilini aşmayacak şekildemünhasır ekonomik bölge oluşturarak’ BM’ye deklare etti. Konuyu yakından takip eden uzmanlar Suriye tarafından ilan edilen petrol arama sahalarının kuzey sınırının Türkiye- ’nin karasularını bile kapsadığı uyarısında bulunuyor.

iSRAiL HIZLI DAVRANDI

Bu süreçte en hızlı hareket ülke yarışa son virajda giren İsrail oldu. İsrail de Rum yönetimi ile imzaladığı anlaşmadan yaklaşık 7 ay sonra 12 Temmuz 2011'de münhasır ekonomik bölgesini ilan etti. Ayrıca iki sahadan hidrokarbon kaynaklarını çıkarmaya başladı. Bu kaynakları Rum Yönetimi ve Yunanistan aracılığı ile Avrupa'ya iletmek için görüşmeler yaptığı ifade ediliyor. Rum yönetimi, Lübnan ile de 19 Ekim 2010'da MEB anlaşması yaptı. Türk diplomatların girişimiyle anlaşma Lübnan Meclisi'nde onaylanmadı. Ancak uluslar arası ilişkiler uzmanları Doğu Akdeniz'deki son gelişmelerin ardından Lübnan Meclisi'nin onaylayıp onaylamamasını önemsiz hale getirdiğine vurgu yaptı.

KKTC'NİN HAKKINI DA GASP ETTİLER

Rum yönetimi her ne kadar Ada'nın tamamı için çalışmalar yürüttüğünü belirtse de uzmanlar Rum yönetiminin hiçbir anlaşmasından haberi olmayan KKTC'nin müstakil ve bağımsız bir devlet olarak kendi yetki alanlarına sahip olduğunun uluslar arası kamuoyu ve ilgili kıyıdaş ülkeler nezdinde somut olarak ifade edilmesi gerektiğini vurguluyor. KKTC'nin Türkiye, Suriye, Lübnan, İsrail ve Mısır'la deniz yetki alanı sınırlandırmasına esas olan karşılıklı kıyılarının bulunduğunu belirten uzmanlar, Rum Yönetimi'nin ilan ettiği 3 ve 13 numaralı parsellerin tümü ile 2, 9 ve şuanda sondaj faaliyetlerini sürdürdüğü 12 numaralı parsellerin bir kısmında KKTC'nin doğrudan hakları bulunduğu kaydederek, KKCT'nin deniz yetki alanlarının Rumlar tarafından hukuka aykırı olarak gasp edildiğini dile getiriyor.

Rumlar bildiğini okudu

Uzmanlar Türkiye’nin yetki alanlarının tüm kıyı devletlerin bir araya gelerek yapacağı anlaşmalarla belirlenmesi tezinin işlerliğinin olmadığı görüşünde. Dışişleri bürokratlarının “Askeri müdahale olmayacak” diye ABD’ye garanti verdiği iddia edilirken, Türkiye’nin caydırıcılığının kalmadığına dikkat çekiliyor. Türkiye’nin tepkisine rağmen Rum Yönetimi, ABD’nin Noble Energy şirketiyle sondaj çalışmalarına başladı. 8 Kasım’da da doğalgazı buldu.

PROF. BAŞEREN: TÜRKİYE DENİZLERDE DAHA ETKİN OLMALI

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası Hukuk Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sertaç Hami Başeren, Yunanistan ile Kıbrıslı Rumlar'ın aralarında anlaşarak Türkiye'yi Antalya Körfezi açıklarına mahkum etmeye çalıştıklarını belirtti. "Bu bölgede Türkiye'ye ait olabilecek 145 bin kilometre civarında kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge alanı var" diyen Prof. Dr. Başeren, bunun 70 bin kilometrekarelik kısmını Yunanistan'ın, 40 bin kilometrekarelik kısmını da Rum Yönetimi'nin ele geçirmeye çalıştığını kaydetti. Başeren şu ifadeleri kullandı: "Türkiye'nin denizlerde daha etkin olması gerekiyor. Anlaşma iki taraflı olur. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin resmi bir adı olması itibariyle daha çok ikili ilişkiye girebilme şansı var. Türkiye ile Mısır'ı düşündüğünüzde Kıbrıs, Türkiye'ye daha yakın olduğu için bizim kıta sahanlığımızı daraltıyor. Ayrıca Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Mısır ile bir problemi yok."

Doç. Dr. Gökhan Bacık: Zirve Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gökhan Bacık, Türkiye’nin karasularının başladığı yerden itibaren 200 mile kadar MEB olarak ilan edilebileceğini söyledi. Bacık, “BM Uluslararası Ticaret Sözleşmesine ABD ve Türkiye çekimser kaldı. Ayrıca Türkiye 2000’li yıllara kadar uluslararası hukuka yabancı bir ülkeydi” dedi. Bacık, Türkiye’nin çekimser tutumu yüzünden imzalanan anlaşmalara geç kaldığını savundu.

Kaynak: www.abhaber.com ... »

29.11.2011 2189
Dünyanın gözünden Türkler


28.11.2011 2188
Video - Verbindung von Demokratie und Islam - Erdogan inszeniert Türkei als arabisches Vorbild

Der türkische Ministerpräsident Erdogan setzt auf die Verbindung von Demokratie und Islam. Viele in der arabischen Welt sehen ihn als Vorbild. Denn er spricht aus, was sich viele auch von den eigenen Regierungen wünschen. Diese Führungsrolle hilft der Türkei auch wirtschaftlich.

Von Michael Schramm, ARD-Studio Istanbul

Hier geht es zum Video ... »

Quelle: www.tagesschau.de ... »

19.11.2011 2187
Türkiye'nin dinamik yapısına krizdeki Avrupa'nın ihtiyacı var

Avrupa Birliği'nin bir süredir adım atmadığı Türkiye ile üyelik müzakereleri, küresel krizin reçetesi olarak tartışılmaya başladı.

Ekonomi çevreleri, darboğazın aşılmasında, AB ile Türkiye arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinin kaçınılmaz olduğuna dikkat çekiyor. Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu'nun (TUSKON) İstanbul'da düzenlediği 'Türkiye-AB: Ortak Çıkarların Yeniden Değerlendirilmesi' başlıklı konferansa da bu konu damgasını vurdu. TUSKON Başkanı Rızanur Meral, Avrupa'nın çözüm reçetesinin yeni ve gelişen pazarlara ulaşmaktan geçtiğinin altını çizerek, Türkiye'nin bu sorunlar için 'ilaç' olabileceğini söyledi. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise, "Bizim değişim ve dönüşüm için AB'ye, AB'nin de eminim bizim dinamizmimize ihtiyacı var." ifadeleriyle işbirliğinin kaçınılmaz olduğuna vurgu yaptı. AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Türkiye'nin kriz sürecindeki başarısının arkasında 'istikrar ve güven'in yattığını belirtirken, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Avrupa Birliği'ni, Türkiye'ye uygulanan vize muafiyetini kolaylaştırmaya değil, kaldırmaya çağırdı. Toplantıya katılan AB'nin genişlemeden sorumlusu üyesi Stefan Füle'ye seslenen Çağlayan, bir Alman'ın Fransa'ya, bir Fransız'ın Türkiye'ye geldiği gibi rahatça Avrupa'ya gitmek istediklerini dile getirdi. Çağlayan, "Bakın bugün İngiltere'de evlerde kullanılan 3 televizyondan biri bize ait, yine her 10 buzdolabından 8'i Türkiye'de üretiliyor. Bunu iyi bilin, iyi anlayın." diye konuştu. Birliğin ticaretten sorumlu komiseri Karel De Gucht ise, "Bu ülke, her bir yanıyla artık kapımızda değil, içimizde." tespitinde bulundu.

Düzenlediği zirvelerle Türk işadamlarını dünyaya açan TUSKON, bu kez bir süredir duraklayan Türkiye'nin AB sürecini masaya yatırdı. 'Türkiye-AB: Ortak Çıkarların Yeniden Değerlendirilmesi' başlıklı konferansta Türkiye ve Avrupa'dan süreci yönlendiren isimler bir araya geldi. Programda konuşan TUSKON Başkanı Rızanur Meral, uzunca süredir üyelik üzerindeki tartışmaların, Türk toplumu üzerinde ciddi hayal kırıklığı, kimi zaman da olumsuz Avrupa imajları ürettiğini ifade etti. Meral, gerçek resme bakıldığında, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin Türkiye'de çok ciddi kazanımlar sağladığını gördüklerini ifade etti. Dünyada örnek gösterilen Türkiye'nin başarısında AB ile ilişkilerin çok önemli bir katma değer sağladığını ifade etti. Meral şöyle konuştu: "Önümüzdeki dönemde gerek yeni anayasamızın yapımı ve hak ve özgürlüklerin garanti altına alınması hususunda, gerekse ekonomik manada Türkiye'nin 100. yılı için koyduğumuz hedeflere yürürken yine AB'nin ortak norm ve değerlerinin bizim için en önemli payandalardan biri olacağını düşünüyoruz. Benzer bir durum AB için de geçerlidir. Türkiye ile yakınlaşmanın AB'ye sunduğu menfaatler genel olarak gelecek planları içerisinde bulunmakla birlikte, NATO gibi ortaklıklarla da desteklenerek, Türkiye'nin AB süreci içinde bulunması AB için tehdit olabilecek iç ve dış pek çok problemin bugün tolere edilebilir olmasını netice vermektedir. Yeni pazarlara ulaşarak ekonomik daralma endişesinden kurtulma başta olmak üzere, enerji, güvenlik, komşularla daha iyi ilişkiler, sosyal devlet yapısının devamının sağlanması, farklı kültürlerin bir arada yaşamasının temini gibi pek çok hayati konuda Türkiye'nin AB'ye ciddi katkılarda bulunacağı aşikârdır. Halihazırdaki finansal ve ekonomik sıkıntılar ve AB ekonomisinin yeniden canlanmasını sağlayacak parametrelerin oluşmasını sağlayacak etkenlerin Türkiye'nin girişimciliğinde ve bu girişimciliğin sağlayacağı çevresindeki pazarlarda bulunduğu unutulmamalıdır."

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, konuşmasında, kendisine AB ile ilgili olarak, 'AB çok ciddi bir ekonomik bunalım ile karşı karşıya. Siz hâlâ AB'ye girmek için ısrarlısınız.' denildiğini söyledi. Türkiye'nin, AB'ye ciddi ihtiyacı bulunduğunu ve AB'nin çok büyük bir başarı hikâyesi olduğunu vurgulayan Şimşek, şu bilgileri verdi: "AB, Orta Avrupa ülkeleri için, değişim ve dönüşüm için çok önemli bir motor görevini gördü.". Türkiye'nin son 10 yıldaki değişim ve dönüşümünün bir kısmının bu durumdan kaynaklandığını vurgulayan Şimşek, "Bizim değişim ve dönüşüm için AB'ye ihtiyacımız var, AB'nin de eminim bizim dinamizmimize ihtiyacı var. Türkiye'nin ihracatının yarısı, gelen turistlerin yüzde 60'ı, yabancı, küresel doğrudan yatırımların yüzde 80'i AB kaynaklı. Dolayısıyla bizim AB ile ekonomik anlamda çok güçlü bir entegrasyonumuz söz konusu." Şimşek, Euro Bölgesi'nde yaşanan borç sorununa karşı Türkiye'nin bir B planı olduğunu kaydetti. Konuşmasında Türkiye'nin kriz sürecinde uyguladığı malî politikaların başarısı hakkında bilgi veren Şimşek, "Türkiye aslından hazırlıklı. Türkiye ihtiyatlı. Ama bizim temennimiz AB gibi bizim için çok önemli bir partnerin bir an önce bu yangını sınırlaması, kontrol altına almasıdır. Bunun da olmaması için bir sebep yok." şeklinde konuştu.

AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, konferansta, Yunanistan ve İtalya'da teknokratlar hükümeti kurulmasını eleştirdi. "Avrupa'da demokrasinin beşiği olarak tanınan, bize demokrasi konusunda geçmişte tavsiyelerde bulunan bazı ülkelerde, demokrasi ile iktidara gelmiş yönetimler yerine atanmış teknokratlar hükümetlerinin görev başına gelmesi aslında hepimizi düşündürmelidir." diyen Bağış, ne Kopenhag ne de Maastricht kriterlerinde; milli iradeyi temsil etmeyen, seçilmemiş yöneticilerden atıf olmadığını kaydetti. Bağış, "Aslında halkın seçmediği hükümetler ancak mıntıka temizliği yapabilir ama arazi düzenlemesi yapamaz." ifadesini kullandı. Bağış, Türkiye'nin krizdeki başarısında 'istikrar ve güven'in önemine dikkat çekerken, Avrupa'nın içinden geçmekte olduğu krizi aşmak için demokrasi dışı yollara başvurmamasını istedi. Krizi halka sormadan ve halka rağmen çözmenin pansuman tedavi olacağını vurgulayan Bağış, "Biz bu süreci yaşadık. Türkiye'yi de muz cumhuriyeti yapmak isteyen zihniyetler vardı ama millet onlara dur dedi. Güçlü bir iktidarla, malî disiplinle, kurallara uyan bir anlayışla bugün Türkiye'nin ortaya koymuş olduğu performans, zorluk yaşayan bütün ekonomiler için önemli dersler içermektedir." ifadelerini kullandı. Bağış, konferans çerçevesinde bir önceki gece düzenlenen gala yemeğinde yaptığı konuşmada da krize rağmen Avrupa'nın barış ve refah kıtası olduğunu belirterek, "Biz AB'yi ekonomik birlik olarak değil barış projesi olarak gördük. Orada yerimizi alma kararlılığından ödün vermedik, vermeyeceğiz. Artık sorunları aşmak adına G-20'de öneriler ortaya koyan bir devletiz. Artık 'Sık dişini Avrupa, Türkiye imdada yetişiyor' deme konumuna geldik." dedi.

ÇAĞLAYAN: VİZEYİ tamamen KALDIRIN

Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ise konferans kapsamında verilen gala yemeğine katıldı. Çağlayan, konuşmasında AB'ye Türkiye'ye uygulanan vize muafiyetini kolaylaştırma yerine kaldırma çağrısı yaptı. Çağlayan, Avrupa'ya yük katmak değil yük almak için gelen girişimcilere uygulanan vizeyi de insan hakları ihlali olarak değerlendirdi. Çağlayan, İngiltere'de evlerdeki 3 televizyondan birinin, her 10 buzdolabından 8'inin Türkiye'de üretildiğine işaret etti. Türkiye ekonomisini öven Çağlayan, "Türkiye'yi nerede görürseniz görün bugün bu konumu ve yapısı ile AB'nin akciğerleri, yani temiz hava sahasıdır. Eleman bulamadığı, genç nüfus bulamadığı için Avrupa'nın çıkış kapısı Türkiye'dir. Avrupa'nın en doğusunda, Asya'nın en batısında bulunan devlet olarak Türkiye, kıtanın sıkıntılarını giderecek önemli bir antibiyotik. Avrupa şu an Yunanistan'a ense tıraşı yapıyor. Eğer bugün onlar yerine Türkiye'yi AB'ye alsalardı berberlik yapmayacaklardı." şeklinde konuştu. Çağlayan, demokratik açılımı, yeni anayasayı AB istediği için değil, Türkiye için, toplum için yaptıklarını sözlerine ekledi.

'Gelişmekte olan ülkeler ilk kez daha hızlı büyüyor'

'Türkiye-AB: Ortak Çıkarların Yeniden Değerlendirilmesi' adlı konferansta konuşan Merkez Bankası Başkan Yardımcısı İbrahim Turhan, modern kapitalizmin baş göstermesinden sonra dünyada ilk defa gelişmekte olan ekonomilerin mevcut ekonomilerin üzerinde büyüme oranları kaydettiğine işaret etti. Yeni gelişen pazarların ekonomik yapılarını dengelediğini vurgulayan Turhan, "Tasarruf yatırım oranları dengelerinin gelişmiş ekonomilerden çok daha ileride olduğunu görüyoruz. Mali dengesizlik konusunda yeni gelişen pazarlar çok daha iyi işler durumda." dedi. Turhan, gelecekte dikkate alınması gereken fırsatlar bulunduğunu, hem AB şirketleri hem Türkiye'deki şirketler açısından bir araya gelmenin faydalı olduğunu söyledi. Yapısal reformlar açısından AB'den öğrenecek çok şey olduğunu vurgulayan Turhan, sonuç olarak Türkiye'nin AB'nin bilgi birikiminden, AB'nin de Türkiye'nin dinamizminden faydalanması gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Kerem Alkin, uluslararası standartları yakalamanın, Türkiye'nin ihracatlarını artırmak açısından çok önemli olduğunu söyledi. Bazı sıkıntıları olsa da ekonomik anlamda belirli standartları yakaladıkça Türkiye'nin gerçekten önemli sürecin ortaya çıktığını gösterdiğini kaydetti. Eski Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk, konuşmasında, birçok ülke için Türkiye'nin model değil ilham kaynağı olduğunu söyledi. Ancak Türkiye'nin iç sorunlarını halletmeden çok kültürlü bir yapıya kavuşamayacağını kaydetti.

Avrupa Birliği'ne üye ülkeler vize sürecini kolaylaştırmalı

AB Komisyonu'nun genişleme ve komşuluk politikasından sorumlu üyesi Stefan Füle, 'Türkiye-AB: Ortak Çıkarların Yeniden Değerlendirilmesi' isimli konferansta yaptığı konuşmada, ilişkilerin geliştirilmesinin gerekliliğine vurgu yaptı. Türkiye'nin ticaretinin yaklaşık yüzde 46'sının Avrupa ile olduğuna işaret eden Füle, AB ve Türk mallarını ayırmanın neredeyse imkânsız olduğunu ifade etti. Vize konusunda ise üye devletlerin kısa vadeli tedbirleri uygulaması ve bu sürecin kolaylaştırılmasını istediklerini kaydetti. AB'den yaklaşık 40 bin öğrencinin Türkiye'ye geldiğini anlatan Füle, AB ile ortak paydaları tartışmak için pek çok sebep olduğunun altını çizdi.

Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Kon-federasyonu'nun (TUSKON) düzenlediği 'Türkiye-AB: Ortak Çıkarların Yeniden Değerlendirilmesi' adlı konferansta, Avrupalı yetkililer, Türkiye'nin üyeliğinin önemine dikkat çekti. AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Stefan Füle, Türkiye'nin Avrupa ülkelerine yönelik 'terörle işbirliği' taleplerini değerlendirdi. Füle, AB'nin terörizmle mücadelede Türkiye ile ortaklığını artırmak istediğini kaydetti. Terörizmin nerede olursa olsun aynı yüze sahip olduğunun altını çizen Füle, PKK'nın Avrupa'da da terör kapsamında yer almakta olduğunu söyledi. Füle, anayasa reformu konusunda Türkiye'nin önünde tarihî bir fırsat olduğunu, bireylerin özgürlüklerinin göz önünde tutulması gerektiğini kaydetti. Füle, AB Komisyonu'nun yeni genişleme paketinin ele aldığı bazı konulara da değinerek, ifade özgürlüğüne demokratikleşme sürecinde daha fazla ihtiyaç duyulacağını vurguladı. 2010 Haziran'ından beri AB ile herhangi bir müzakere faslı açılmadığına işaret eden Füle, Türkiye'nin haksız yere faslın durdurulduğu görüşünde olduğunu ifade etti. Türkiye-AB ilişkilerinin temel değerlerinin güçlendirilmesi gerektiğine dikkati çeken Füle, "Üye devletlerin kısa vadeli tedbirleri uygulaması ve vize sürecinin kolaylaştırılması gerektiğini düşünüyoruz. İş dünyasının vizeyle ilgili sabırsız olduğunu biliyorum." şeklinde konuştu. Füle, AB'nin Türkiye ile son derece yakın ilişkiler içerisinde bulunduğunu, Türkiye ticaretinin yaklaşık yüzde 46'sının Birlik ile olduğunu ve AB ve Türk mallarını ayırmanın neredeyse imkânsız olduğunu ifade etti.

Türkiye ekonomisi, birçok AB ülkesinden iyi durumda

AB'nin Ticaretten Sorumlu Komiseri Karel De Gucht da, Türkiye'nin büyüyen pazarının getirdiği fırsatların AB için gittikçe daha büyük potansiyel haline geldiğini söyledi. Birliğin Türkiye'ye yaptığı doğrudan yabancı yatırımların günden güne arttığını dile getiren Gucht, Türkiye'nin Akdeniz ve Ortadoğu'daki ülkelere erişim kolaylığının da AB için önemli fırsat olduğunu ifade etti. Korumacılık politikasının ekonomileri tehdit ettiğini vurgulayan Gucht, "Uluslararası rekabet piyasasında herkes için oynanacak yer vardır. Son yıllarda pek çok sınırlamalar getirilmiştir. Bu tutum 2009 kriziyle başladı. Buralarda korumacılık tedbirleri gittikçe artıyor. Türkiye'nin cari açığı azaltmasının en sağlam yolu, AB ekonomik fabrikasına daha derin bir entegrasyonla olur." dedi. Türkiye ekonomisinin, birçok AB ülkesinden daha iyi durumda olduğunu söyleyen Avrupa Politika Merkezi (EPC) Yönetim Kurulu Başkanı Meglena Shitilanova Kuneva, ama buna karşılık Türkiye ekonomisinin çok önemli konularda AB'ye dayandığına işaret etti. Bugün küresel akımlara karşı tek başına durabilecek bir ülkenin bulunmadığını vurgulayan Shitilanova, "AB ve Türkiye, aynı konumda yer alıyor. İşbirliğinin getireceği avantajlara odaklanmak çok iyi olacaktır. Türkiye, Libya'da demokrasi ve insan hakları ve özgürlük anlamında çok önemli bir rol üstlendi." şeklinde konuştu.

Zaman, 19-11-2011 07.02 (TSİ)

Kaynak: www.abhaber.com ... »

07.11.2011 2186
Japon Basını: Gelecek vadeden pazarlar sıralamasında Türkiye ve Rusya yükseldi

Japon Nihon Keizai Shimbun gazetesi gelecek vadeden pazarlar sıralamasında Türkiye ve Rusya'nın yükseldiğini yazdı.Haber şöyle:

Japon Dış Ticaret Teşkilatı (JETRO)’ nın Avrupa ve Türkiye’de faaliyet gösteren firmaların katılımıyla düzenlediği 2011 yılı anketinde, gelecek vadeden pazar sıralamasında Türkiye, beşinci sıradan üçüncü sıraya yükseldi. Rusya ise beş yıldır bulunduğu ilk sıradaki yerini korudu. Söz konusu ankette, Japonya ve Avrupa Birliği (AB) arasında Serbest Ticaret Anlaşması (STA) imzalanması beklentisinin yüksek olduğu görüldü.

Japon firmalarının, Yunanistan ve güney Avrupa ülkelerinin borç kriziyle ısınan ekonomilerinin gidişatındaki belirsizliği aşmak için Avrupa bölgesinde gelişmekte olan pazarlardaki satış rakamlarını artırmayı dikkate almaları, Rusya ve Türkiye’nin sıralamada yükselmesine neden oldu. Beşinci sıraya Hindistan ve altıncı sıraya Çin girerken dikkati çekici büyüme sergileyen bu iki ülkeye ilişkin beklentinin arttığı da ortaya çıktı.

Ankete katılan firmaların yüzde 40’tan fazlası, Japonya’nın AB ile serbest ticaret anlaşması imzalamasının getirisinin yüksek olacağını ifade etti. Gümrük işlemlerinin kolaylaştırılması ve gümrük tarifeleri sorununun çözüme kavuşturulması konusunda firmaların büyük beklenti içinde olduğu dikkati çekiyor. AB, ASEAN ve Hindistan ile imzalanacak STA’ların faydalı olacağını düşünen firma sayısı da yüzde 10’un üzerine çıktı.

Öte yandan , Japon firmalarının yüzde 30’u, yeni rakip olarak Güney Kore kökenli firmaları işaret etti. AB’nin Güney Kore ile STA imzalamasıyla giderleri azalan Güney Koreli firmaların ticari rekabete daha fazla yoğunlaşmasından endişe edildiği görüldü. Anket, Avrupa ve Türkiye’de ticari faaliyette bulunan 373 Japon firmasının katılımıyla Temmuz-Ağustos 2011 döneminde yapıldı.

Kaynak: www.abhaber.com ... »
Ergebnisseiten: 1-10  11-20  21-30  31-40  41-50  <<  [51]  52  53  54  55  56  57  58  59  60  >>  61-70  71-80  81-90  91-100  101-110  111-120  121-130  131-140  141-150  151-160  161-170  171-180  181-190  191-200  201-210  211-220  221-230  231-240  241-250  251-260  261-270  271-280  281-290  291-300  301-310  311-320  321-330  331-340  341-350  351-360  361-370  371-380  381-390  391-400  401-410  411-420  421-430  431-440  441-450  451-460  461-470  471-480  481-482  
Gehe zum Eintrag Nr.  
Top
Mustafa Kemal Atatürk
... is turkish vision!
Home | Kontakt | Anmelden
Besucher: 13741900 (Heute: 6354)