Atatürk www.turkishvision.com
Home | Kontakt | Anmelden EnglishEnglish | TürkçeTürkçe | DeutschDeutsch
Home
Schreiben Sie Ihre Meinung hier >>>
Blogs
Aktuell
Anmelden
Registrierung
Passwort anfordern
Seite empfehlen
Kontakt
Email
Über uns
Suche
Monday, 26. February 2018
Aktuell

18.08.2011 2110
Türk vatandaşıyla AB vatandaşı eşittir

Hollanda’da yüksek mahkeme uyum yasalarının Türklere uygulanamayacağına hükmetti. Kararda ‘Türk vatandaşlarıyla AB vatandaşları arasında ayrım yapılamayacağı’ vurgulandı

Hollanda’da Utrecht Merkezi Yüksek İdari Mahkemesi, daha önce iki bölge idare mahkemesinin Türkiye-AB Ortaklık Anlaşmasına dayanarak verdiği, “mecburi Uyum Yasasının Türklere uygulanamayacağı” yönündeki kararlarını onayladı. Hollanda Uyum Bakanlığı’nın itirazını görüşen Utrecht’teki mahkeme, Türkiye ve AB arasındaki anlaşmalardan dolayı, Türk vatandaşlarıyla AB vatandaşları arasında ayrım yapılamayacağına karar verdi.

Bakanlık itirazına red

Yürürlükteki Uyum Yasası, AB dışındaki göçmenlerin zorunlu uyum kurslarına tabi tutulmasını öngörüyor. Rotterdam ve Roermond mahkemeleri, geçen yıl Türklerin açtığı üç davada, 2007’de yürürlüğe giren ve ülkeye yeni yerleşenler ile yıllardır burada ikamet eden yabancılara kurs ve sınav zorunluluğu getiren Uyum Yasasının Türklere uygulanamayacağına karar vermişti. Uyum Bakanlığı, bölge idari mahkemelerinin bu kararından sonra temyize gitmişti.

Emsal olacak

Roermond ve Rotterdam’daki davaları açan avukat Ejder Köse, temyiz mahkemesinin bugün verdiği kararın son derece önemli olduğunu söyledi. Bu kararla Hollanda’da 2007’de yürürlüğe giren Uyum Yasasının geçersiz hale geldiğine işaret eden Köse, kararın aynı zamanda emsal niteliğinde olduğuna değinerek, “Bu sadece Hollanda ile de sınırlı değil. Bütün AB ülkelerinde, özellikle de Almanya’da buna benzer kanunlar artık geçerliliğini kaybetmiştir” diye konuştu.

Kaynak: haber.gazetevatan.com ... »

18.08.2011 2109
Arab News: Türkiye yüzyılın yükselen gücü

Suudi Arabistan'daki Arab News gazetesinin başyazısında Türkiye'nin yeni yüzyılın yükselen gücü olduğunu yazdı.Haber şöyle:

Arap Baharı Türkiye’yi Orta Doğu’daki Büyük Güçlerden Birisi Olarak Mısır’ın Yerine Geçirdi

Normalde Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Cidde ziyareti ve Kral Abdullah ile görüşmeleri pek ilgi uyandırmazdı. İki ülke arasındaki ilişkiler uzun bir süredir mükemmel seyrediyor. İki ülkenin ilişkilerini geliştirmek istemeleri kadar normal bir şey olamaz.

Ancak Orta Doğu'da olağanüstü şeyler oluyor. Körfez İş Birliği Konseyi (GCC) ülkelerinin çoğu ve Suudi Arabistan dışında, Orta Doğu’da Arap Baharından etkilenmeyen ülke kalmadı. Bu küçük listeye Türkiye’yi de eklemek gerekir. Atatürk devriminden beri Türkiye yüzünü Batı'ya, sırtını Orta Doğu'ya dönüyordu. Hatta ülke 1963’ten beri AB’ye girmeye çalışıyor.

Sadece Batı odaklı politika, önce Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, sonra parti kurucusu olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın önderlik ettiği AKP’nin dokuz yıl önce iktidara gelmesi ile çözülmeye başladı. AKP, Avrupa’yı Türkiye’nin hedefleri arasından çıkarmadı. Ülkenin siyasi vizyonunu; onun jeopolitik konumunu, tarihini, kültürünü ve stratejik çıkarlarını yansıtacak biçimde genişletti.

Ankara’nın özellikle 2009’daki Gazze savaşı sırasında Filistinlilere verdiği destek ve Erdoğan’ın “bölgesel barış için en büyük tehdit” olarak nitelendirdiği İsrail ile ilişkilerinin bozulması nedeniyle, Türkiye’nin Orta Doğu’ya açıldığını tüm dünya fark etti. Aslında Filistinlilere sempati ve İsrail’e karşı kızgınlıktan ötesi var. Irak ve İran ile yakınlaşma da söz konusu. Ancak Türkiye’nin bölgedeki duruşunu asıl değiştiren Arap Baharı oldu.

Bu yıla kadar Orta Doğu’da barış ve istikrarın iki ana gücü vardı: Suudi Arabistan ve Mısır. Arap Baharı, Mısır’ı geçici olarak bunun dışında bıraktı.

Orta Doğu’daki barış ve istikrarın ana gücü, Suudi Arabistan’ın yanı sıra artık Türkiye. Ülke, Suriye’de akan kanı durdurmak için hükûmeti razı etmeye çaba sarf ediyor. Aynı çabayı Libya için de gösterdi; barışçıl bir çözüm ve Kaddafi’nin yönetimi bırakması için ara buluculuk yaptı. Ancak bu Kaddafi’nin iktidarda kalma kararlılığı nedeniyle başarısızlığa uğradı.

Tıpkı Suudi Arabistan gibi Türkiye de bölgede sağduyu ve barış için lokomotif görevi görüyor. Bu da iki ülkenin ilişkilerini her şeyden önemli hâle getiriyor.

Kaynak: www.abhaber.com ... »

18.08.2011 2108
Los Angeles Times: Yeni Dünya Düzeninde Türkiye'de Oyuncu

Yeni bir dünya düzeninin hızla ortaya çıktığı, bu yeni düzende ABD’nin önemli bir oyuncu olmayı sürdüreceği ancak Çin, Rusya, Hindistan, Türkiye, Japonya, Güney Kore ve Brezilya’yı da hesaba katmak gerekeceği yorumu yapıldı.

ABD’nin en büyük gazetelerinden Los Angeles Times, “Yeni bir Dünya Düzenini Şekillendirirken” başlıklı bir makaleyi yayımladı. Boston Üniversitesi Tarih ve Uluslar arası İlişkiler Profesörü Andrew J. Bacevich imzasını taşıyan makalede tarihin yeni bir çağa girdiği öne sürüldü.

Bugün ABD’den “tek süper güç” olarak bahsetmenin, General Motors’un dünyanın 1 numaralı araba üreticisi olmasıyla övünmek kadar anlamsız olduğunu belirten Bacevich, kurulmakta olduğunu savunduğu yeni dünya düzene ilişkin olarak şunları da yazdı:

“Yeni bir dünya düzeni hızla ortaya çıkıyor. Bu düzende ABD, kuşkusuz, çok önemli bir oyuncu olmayı sürdürecek. Ancak ABD’nin yanı sıra başkaları da olacak. Aralarında Çin ön planda, ama Rusya, Hindistan, Türkiye, Japonya, Güney Kore ve Brezilya da hesaba katılmayı talep ediyor. (Halen kargaşaya yuvarlamış olan Avrupa’nın ise, bu grupta oynamak için gereken irade ve para sağlayabileceği bilinmiyor).”

Makalede Washington’un, bu jeopolitik dönüşümü önlemek için yapabileceği bir şey bulunmasa da, yükselen bu çok kutuplu dünyanın istikrarlı olması için bir şeyler yapabileceği ve yapması gerektiği savunuldu.

Bu çerçevede “Çok kutupluluğun karışıklığı beraberinde getirdiği” vurgulanırken “güç kullanımına sınırlamalar getirilmesine yönelik müzakerelerin yapılması, giderek kıtlaşan doğal kaynaklara yönelik rekabete kuralların getirilmesi, silahların azaltılması ve diplomatik dikkatin sorunlu bölgelere artan şekilde odaklanması” gibi önerilerde bulunuldu.

Kaynak: www.abhaber.com ... »

01.08.2011 2107
Fall Hrant Dink - Tief im türkischen Keller

Der türkische Journalist Hrant Dink im Jahr 2005. Zwei Jahre später wurde er ermordet. © Mustafa Ozer/AFP/Getty Images
Der Mörder von Hrant Dink wurde verurteilt, die Hintermänner bleiben frei.

Endlich Gerechtigkeit für Hrant Dink? Der Mörder des renommierten türkisch-armenischen Publizisten ist von einem Istanbuler Jugendgericht verurteilt worden. 22 Jahre Haft für Ogün Samast, 22 Jahre für einen lange vorbereiteten Mord auf einer Haupteinkaufsstraße mitten in Istanbul. Der Chefredakteur der türkisch-armenischen Zeitung Agos starb im Januar 2007 nur wenige Schritte vor seiner Redaktion entfernt. Hrant Dink hatte für Meinungsfreiheit und die Aufarbeitung der Geschichte gekämpft, er wurde dafür von Staatsanwälten gejagt und von Radikalen ermordet. Samast war bei den Schüssen auf Dink noch minderjährig. Nun wird er die besten Jahre seines Lebens hinter Gittern verbringen. Endlich Gerechtigkeit? Von wegen.

Die Akte Hrant Dink lässt tief blicken. In den Keller der Türkei, eines Staates, der vor bald neunzig Jahren im Kampf gegen Armenier und Griechen gegründet wurde. Die Legende von den »Feinden der Türkei« wird seither in Schulbüchern, in nationalen Zirkeln und in der Armee gepflegt. Dink starb durch die Hände gewaltbereiter Nationalisten, deren Ideologie einen erheblichen Teil von Staat und Gesellschaft zerfressen hat. Gerechtigkeit hieße, diesen muffigen Keller auszulüften. Im Sinne von Hrant Dink. Und für alle anderen in der Türkei – Kurden, Griechen, Armenier –, die bis heute von nationalistischen Rächern gehasst werden.

Samast war nur der Pistolenlauf. Abgedrückt haben andere. Hinter dem minderjährigen Mörder aus der Schwarzmeerstadt Trabzon standen glühende Nationalisten, assistiert von hohen Gendarmen und Staatsanwälten. Dem Mord war eine Kampagne radikalsäkularer Journalisten und Juristen gegen Dink vorausgegangen, die ihm »Beleidigung des Türkentums« vorwarfen und ihn zum Abschuss frei gaben. Die Anwälte von Hrant Dink fordern, die Strippenzieher des Anschlags zu verfolgen und dabei vor Juristen, Polizisten und Politikern nicht Halt zu machen. Denn die sind Teil des sogenannten »tiefen Staates«, der Netzwerke nationalistischer, säkularer Offiziere, Richter und Zivilisten. Sie haben die Ängste, die in türkischen Schulbüchern und Militärakademien verbreitet werden, ideologisch zugespitzt: Das Land sei tief bedroht, man müsse sich wehren.

Das Dink-Attentat war kein Einzelfall. Auch die Morde an einem katholischen Priester in Trabzon 2006 und an christlichen Missionaren in Malatya 2007 gehören zu dieser Serie.

Malatya ist Dinks Geburtsort. Eine Vielvölkerstadt, für Nationalisten ein schier unerträgliches Pflaster. Sie richteten hier auf bestialische Weise drei Christen hin, folterten, erwürgten, erstachen sie. Wie im Fall Hrant Dink schleppt sich der Prozess hin. Wie in diesem führen die Spuren bis in die Spitzen der Sicherheitsbehörden (laut dem Bericht Mord in Anatolien der Europäischen Stabilitätsinitiative vom Januar 2011). Die Netzwerke der Nationalisten sind noch nicht zerstört. Ein berüchtigter Warner vor »christlicher Unterwanderung« sitzt als Abgeordneter für die säkulare republikanische Volkspartei CHP im Parlament.

Wie aufräumen? Unabhängige Juristen fordern, die Spuren in Armee und Politik ohne Rücksicht auf das Ansehen der Verdächtigten zu verfolgen. Doch Prozesse werden nicht reichen, um dem »Dink-Syndrom« der Türkei beizukommen. Es braucht neue Schulbücher, frei von hurrapatriotischem Gedöns, den Willen, die eigene Geschichte kritisch zu hinterfragen, eine Regierung, die allen immer wieder erklärt, warum nicht nur Kurden, sondern auch christliche Griechen und Armenier zur Türkei gehören. Und Politiker, die aufhören, nationalistische Sinnsprüche wie Glaubensbekenntnisse herunterzurattern.

Ansätze dazu gibt es. Bemerkenswerte Ausstellungen und Konferenzen, ergreifende Bücher, Restaurierungen von Kirchen – für jene wenigen, die hinhören und hinsehen wollen. Es gibt auch halbherzige Versuche der AKP-Regierung, Griechen und Armeniern zu mehr Rechten zu verhelfen. Doch in Wahlkämpfen krebsen Erdoğan und seine Gefährten stets zurück – aus Angst, die nationalistischen Wähler an die Opposition zu verlieren. Schon die Beerdigung von Hrant Dink mied Erdoğan wohlweislich. Wozu der Kleinmut führt, durfte der Premier sich jüngst in Trabzon anhören, in der Stadt des Mörders Ogün Samast. Bei der Eröffnung der Europäischen Jugendolympiade wurden die Athleten aus Armenien und Israel mit Pfiffen und Buhrufen begrüßt. Weil sie Armenier und Juden sind. Ähnliches erlebte eine kurdische Sängerin bei einem Jazzfestival in Istanbul, als sie auf Kurdisch zu singen begann. Anderssein macht angreifbar. Deshalb musste der armenische Türke Hrant Dink sterben – und erfährt bis heute keine Gerechtigkeit.

Quelle: www.zeit.de ... »

31.07.2011 2106
The Star: AB şimdilerde Türkiye’yi reddederken, Moldova ,Ukrayna ve Rusya ile vizeleri kaldırmayı görüşüyor

Kanada’da yayımlanan The Star gazetesi AB şimdilerde Türkiye’yi reddederken, Moldova ,Ukrayna ve Rusya ile vizeleri kaldırmayı görüştüğünü yazdı.Gazetenin haberi şöyle:

Avrupa Birliği uzun yıllar boyunca, çok büyük ve çok fakir olduğunu söyleyerek Türkiye’nin Birliğe ait olmadığını söyledi durdu. Şimdi borç krizi, avro bölgesini batmanın eşiğine getirmişken Türkiye ekonomisi gelişiyor.

Çin’in ardından, ikinci en büyük büyüme rakamına sahip ve ayrıca Avrupa’nın da en hızlı büyüyen ülkesi. Temel göstergeleri oldukça iyi durumda; düşük açık (GSYH’nın yüzde 2.8’i) ve borç stokunun GSYH’ya oranı da düşük (Türkiye’de yüzde 43 olan bu oran, İtalya’da yüzde 120 ve Yunanistan’da yüzde 130). İhracat rekor kırıyor (Kanada Post, Türkiye’de yapılmış 4800 Ford marka araç alıyor) ve AB vatandaşı yaklaşık 200 bin kişi Türkiye’de çalışıyor.

İnanması güç de olsa Türkiye’nin, Yunanistan’ın bugünkü hâlinden daha kötü durumda olduğu 10 yıl öncesini hatırlamakta yarar var. Enflasyon yüzde 75 ve faizlerde yüzde 100’lerdeydi. IMF’nin kurtarma paketini; mali disiplin, deregülasyonlar, daha düşük faizler ve iyi bir yönetim takip etti. Elbette şansları da yaver gitti. Küresel refah ortamı, rekor seviyede yabancı yatırıma yol açtı.

Ekonomi, yüzde 7 oranında büyüyor. Türkiye 2008’deki küresel krizden, hiçbir sektör için kurtarma paketi olmaksızın, Kanada’dan daha çabuk çıktı. Dünyanın hâlihazırda 17. sıradaki ekonomisi ve 10. sırayı hedefliyor.

Ancak tüm bunlara rağmen Avrupa Birliği, 1996’da Gümrük Birliğine katılmış olan ve 2005 yılından bu yana üyelik müzakerelerini yürüten Türkiye’yi kucaklamıyor.

Makul olmayan taleplerin bulunduğu bir ortamda, müzakere başlıklarından 35’i donmuş vaziyette. Örneğin, Ankara’dan hava ve deniz limanlarını, Kıbrıs bayraklı araçlara açması istendi. Ancak bunu kabul etmek demek, Kıbrıs hükûmetinin bölünmüş olan Adadaki hâkimiyetini kabul etmek anlamına geliyor.

2004 yılında Türkiye, Kofi Annan’ın barış planını kabul ederken Kıbrıslı Türkler de bunu referandumda kabul etti. Ancak Kıbrıslı Rumlar, planı reddetti. Buna rağmen Kıbrıs –Yunanistan’ın sekiz Doğu Avrupa ülkesinin girişini desteklemek için bunu koşul olarak öne sürmesiyle- Avrupa Birliğine kabul edildi. Avrupalı yetkililer, şimdilerde Kıbrıs’ın AB'ye alınmasının, büyük bir hata olduğunu kabul ediyorlar.

Avrupa’nın istatistik kurumu Eurostat’ın ortaya koyduğu veriler; Türkiye’nin Bulgaristan, Romanya, Letonya, Polonya ve Litvanya’nın Birliğe girdiği dönemdekinden daha yüksek bir GSYH’ya sahip olduğunu ortaya koyuyor.

AB şimdilerde Türkiye’yi reddederken, Moldova, Ukrayna ve Rusya ile vizeleri kaldırmayı görüşüyor.

2050’ye gelindiğinde, Avrupa’nın işgücü 50 milyon kadar noksan olacak. Türkiye, Avrupa’nın en büyük çalışan nüfusuna sahip. Türklerin sadece yüzde sekizi, 60 yaşın üzerinde (bu oran Avrupa’da yüzde 22.) Türkiye’deki işgücü Avrupa’ya bakıldığında, haftada en fazla saat çalışan işgücü ve ayrıca yıl içinde raporlu gün sayısında da en geride yer alıyor.

Müslüman Türkiye’ye yönelik bağnaz muhalefeti gizlemek için sunulan bahaneler, bir bir ortaya çıkıyor.

Kısa süre önce Türkiye, Avusturya’nın eski Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik’in, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatının (AGİT) başına atanmasını veto etti. Salzburg’da İslam karşıtı zehrini kustuğunu gördükten sonra, bence de bu doğru bir karardı.

Hâlâ Türkiye’nin ihracatının yarısından fazlası Avrupa’ya yapılırken, dört yıl içerisinde GSYH’sının 26 trilyon dolar olması beklenen bir bölgede, komşularla ticaret katlanarak artıyor.

Türkiye’de kamuoyu da değişiyor. Pew kamuoyu anketine göre, AB’ye girilmesini isteyen yüzde 70'lik oran, şimdilerde yüzde 17’lere geriledi. Başbakan Tayyip Erdoğan, son seçim kampanyasında Avrupa’nın adını çok az zikretti.

Erdoğan’ın 12 Haziran seçimlerinde oyların yüzde 50’sini alarak üçüncü kez seçilmesinin ardından, eski İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw şu açıklamayı yapmıştı: “Seçimleri kaybeden Avrupa’ydı.” Javier Solana ise “Şayet bir müze olmak yerine, küresel bir oyuncu olmak istiyorsa Avrupa’nın Türkiye‘ye ihtiyacı var.” dedi.

Serbest piyasa ekonomisinin hakim olduğu istikrarlı bir demokrasiyle Türkiye, Arap Baharı’nda pek çoğuna model teşkil ediyor. Ülke ayrıca, Avrupa ile söz konusu sorunlu bölge arasında da bir ara bulucu.

ABD; Almanya, Fransa, Avusturya ve diğerlerine, Türkiye’ye daha açık olmaları konusunda yol gösterdi, ancak onlar bu duruma gücendiler. Kanada’nın devreye girmesi oldukça doğal karşılanabilirdi, ancak Stephen Harper hükûmeti uyuyor.

Kanada İhracatı Geliştirme birimi, Türkiye’yi “Kanada şirketleri için stratejik bir piyasa fırsatı olarak” değerlendiriyor. Ancak karşılıklı ticaret, yılda iki milyar doların altında seyrediyor. Geçtiğimiz sonbaharda Türkiye’nin Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, Serbest Ticaret Anlaşması konusunda durmuş olan görüşmeleri yeniden canlandırmak amacıyla Kanada’daydı. (Bu arada Kanada, Çağlayan’ın ziyaret ettiği 63’üncü ülkeydi ki, bu Türkiye’nin yeni enerjisi ve acelesini ortaya koyuyor.)

Çok geç olmadan Türkiye ile siyasi ve ekonomik alanda daha yakın ilişkiler tesis edilmesi, hem Kanada’nın hem de Batının yararına olur. Aksi hâlde kendimize şunu soracağız: “Türkiye’yi kaybeden kim?”

Kaynak: www.abhaber.com ... »
Ergebnisseiten: 1-10  11-20  21-30  31-40  41-50  51-60  <<  61  62  63  64  65  66  [67]  68  69  70  >>  71-80  81-90  91-100  101-110  111-120  121-130  131-140  141-150  151-160  161-170  171-180  181-190  191-200  201-210  211-220  221-230  231-240  241-250  251-260  261-270  271-280  281-290  291-300  301-310  311-320  321-330  331-340  341-350  351-360  361-370  371-380  381-390  391-400  401-410  411-420  421-430  431-440  441-450  451-460  461-470  471-480  481-482  
Gehe zum Eintrag Nr.  
Top
Mustafa Kemal Atatürk
... is turkish vision!
Home | Kontakt | Anmelden
Besucher: 14195607 (Heute: 423)